GÜNÜMÜZDE BİZ MÜSLÜMANLAR ALLAH VE ONUN VAHYİ KUR’AN YOKMUŞ GİBİ YAŞIYORUZ. Bu tespitime ne dersiniz? Günümüz İslam dünyasını inceleyen birçok sosyolog, ilahiyatçı ve düşünürün de sıklıkla dile getirdiği “sekülerleşme” yani yaşamın acımasız akışında kendisini kaybetme veya “pratik ateizm” yani duyarsız, çevremize ilgisiz kalma kavramlarıyla birebir örtüşmektedir. Günümüz İslam toplumlarının büyük bir kısmının yaşadığı çelişkiyi Allah ve onun vahyi Kur’an yokmuş gibi yaşamak, yaşanan gerçek İslam’ı aslında özetliyor. Bizler başımıza bir musibet geldiğinde ancak, ALLAH’I HATIRLIYOR VE ONA SIĞINARAK ONDAN YARDIM DİLİYORUZ. Sizce bu ikiyüzlülük değil mi? İşte bu davranışımız yaşarken, adeta Allah’ı hatırımıza bile getirmeden yaşadığımızın açık kanıtıdır. Sizce Allah böyle kullarının dualarına karşılık verir mi?
İnsanoğlunun sadece başı sıkıştığında, çaresiz kaldığında veya büyük bir zorlukla karşılaştığında Allah’ı hatırlaması, hem insan psikolojisi hem de dini kaynaklar açısından oldukça köklü nedenlere dayanır. Kur’an’da bu duruma açıkça dikkat çekilir ve insanın refah içindeyken nankörlüğe veya vurdumduymazlığa düşebildiği, ancak zora geldiğinde samimiyetle Yaratıcıya yöneldiği anlatılır. Bu konuda Yunus suresi 12. Ayetinde, bizlerin yaptığı bu yanlışımıza, daha açıkçası NANKÖRLÜĞÜMÜZE bakın Rabbimiz nasıl örnek veriyor.
“İNSANA BİR ZARAR DOKUNDUĞUNDA YAN YATARAK, OTURARAK VEYA AYAKTA DURARAK BİZE DUA EDER; FAKAT BİZ ONDAN SIKINTISINI KALDIRINCA, SANKİ KENDİSİNE DOKUNAN BİR ZARARDAN ÖTÜRÜ BİZE DUA ETMEMİŞ GİBİ UNUTUP/GEÇİP GİDER. İŞTE, BÖYLECE HADDİ AŞANLARA YAPMAKTA OLDUKLARI ŞEYLER SÜSLÜ GÖSTERİLDİ.” (Yunus 12)
İşte bizler böyle Allah’a karşı nankörlük yapan insanlarız. Lütfen bu geçici dünyada yaşarken, biraz olsun kendimize gelelim ve ALLAH’A KARŞI HADDİMİZİ BİLEREK YAŞAYALIM. Düşünürler bilim adamları bu durumu genelde şöyle açıklar. İnsanlar zihnen ve kalben Allah’ın varlığını inkâr etmiyorlar yani teorik olarak inanıyorlar, ANCAK GÜNLÜK KARARLARINDA, TİCARETLERİNDE, AHLAKİ SEÇİMLERİNDE VE İNSAN İLİŞKİLERİNDE SANKİ HİÇ HESAP VERMEYECEKLERMİŞ GİBİ DAVRANIYORLAR. Yani inanç var ama Allah’ın dini İslam’ı yaşama etkisi zayıf kalıyor.
Peki, Allah varmış gibi yaşamak ne demek dersek, bundan ne anlamalıyız? İslam kaynaklarında bu durumun en net karşılığı İhsan kavramıdır. Peki, bu kavram ne anlama geliyor. KİŞİNİN ALLAH’I GÖRÜYORMUŞ GİBİ KULLUK ETMESİ VE YAPTIĞI HER İŞİ EN GÜZEL, EN KALİTELİ BİÇİMDE YERİNE GETİRMESİDİR. Bir başka şekilde söylemek gerekirse, “Allah’ı görüyormuş gibi ibadet ve kulluk etmemizdir. Biz O’nu görmesekte de O bizi görmektedir.” Ne dersiniz bizler bu önemli ve ince çizgide mi İslam’ı yaşıyoruz, yoksa işimize gelince mi haşa Allah’ı hatırlıyoruz? Lütfen bu soruyu kendimize soralım ve kendimize çeki düzen verelim. Çünkü genelde çoğumuz bu dünyanın girdabına kaplıyor ve NEFSİMİZİN ETKİSİYLE BAZEN HİÇ İNANCIMIZ YOKMUŞ GİBİ DAVRANIYORUZ.
Gerçek bir Müslüman, “ALLAH VARMIŞ GİBİ” yani Allah’ın yanı başımızda her an hazır ve nazır olduğunun bilincinde yaşamanın pratik hayattaki karşılıkları, sizce neler olabilir burası çok önemli. SÜREKLİ İZLENDİĞİMİZ BİLİNCİNİ BENLİĞİMİZE YERLEŞTİRMELİYİZ. İnsan yalnız kaldığında, kimsenin görmediği bir odada veya internet ortamında bile, her an izlendiğini ve yapıp ettiklerinin kaydedildiğini hiç unutmamalıdır. Gizli günahlardan ve haksızlıklardan bu sayede uzak durur. Allah’ın Kur’an’da verdiği sözünde duracağını, iman etmiş bir Müslüman asla unutmaz. İbadet alanındaki hassasiyeti TİCARETE, AİLE HAYATINA VE SOSYAL İLİŞKİLERE DE TAŞIR. Söz verdiğinde tutar, tartıda hile yapmaz, kimsenin arkasından konuşmaz ADALETLİ OLUR.
Bir işi yaparken “İNSANLAR NE DER?” ya da “BURADAN NE ÇIKARIM OLUR?” sorusundan önce “ALLAH BU YAPTIĞIMDAN RAZI OLUR MU?” sorusunu kendimize sormalıyız. Eğer kendimize yaşamımızda bu soruları sormadan yaşıyorsak, inanın ALLAH YOKMUŞ GİBİ YAŞIYORUZ demektir. Eğer bu titizliği gösteriyorsak, hem Allah katında örnek bir kul, hem de toplumda örnek bir insan olmuşuz ve Allah’a verdiğimiz sözü tutuyoruz demektir.
Günümüzde Kur’an genellikle okunan ve sevap kazanılan bir kutsal metin olarak görülüyor. Oysa Kur’an’ın asıl gönderiliş amacı bir HAYAT REHBERİ VE KILAVUZ olmasıdır. Bizler ne yazık ki bu kılavuzu herkesin anlayamayacağını ilan ederek, kendimize beşeri kılavuzlar edindik. Eğer kendimize Kur’an dışı beşeri hayat rehberleri kılavuzlar edindiysek, inanın doğru yolda olduğumuzu asla söyleyemeyiz. Böyle olunca da çok üzgünüm ALLAH YOKMUŞ GİBİ YAŞAMAMIZ KAÇINLMAZ OLACAKTIR. Bizler Allah’ın verdiği hükümleri hayatımıza geçirmediğimiz için, işlediğimiz günahların Allah tarafından affedilmeyeceğini bildiğimizden, ALLAH YOKMUŞ GİBİ DAVRANIŞLARIMIZI AFETTİRECEK VELİLER, EVLİYALAR EDİNDİĞİNMİZ GİBİ, ALLAH’IN RESULÜNÜN ŞEFAATİ İLE GÜNAHLARIMIZDAN ARINACAĞIMIZA İNANMAKTA BİR SAKINCA GÖRMÜYORUZ.
Bu konuda yaptığımız yanlışlarımızdan bazı örnekler vermek istiyorum. Kur’an’ı sadece mezarlıklarda, özel günlerde veya lafzını ne dediğini anlamadan ayetler üzerinde düşünmeden yüzünden okuyoruz. Hâlbuki Ayetlerin ne demek istediğini anlamak, tefekkür etmek ve hayata aktarmak Allah’ın emri değil miydi? Adaleti, ahlakı ve hukuku kişisel çıkarlarımızı, dönemin şartlarına göre esnetmekte kendimize uydurmakta sakınca görmedik. Hâlbuki Allah “Emaneti ehline vermeyi” ve “kendi aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutmayı” Kur’an’da emretmiyor muydu? Bizler adeta Dünyayı ve maddiyatı parayı, malı mülkü tek gerçeklik sayıp, ahireti yokmuş hiç ölmeyecekmiş gibi gibi ertelemiyor muyuz? Hani Allah Dünyayı ahiretin tarlası olarak görün yatırımınızı bu dünyada yapın. Parayı, gücü ve hırsı putlaştırmayın diye uyarmamış mıydı? Şunu lütfen unutmayalım. İnanmak sadece zihinsel sözlü bir onay değil, o inancın EYLEME, AHLAKA VE VİCDANA YANSIMASI VE DÖNÜŞMESİDİR. Peki bizler neden bu duruma geldik.
Günümüz İslam toplumlarının “ALLAH VE VAHİY YOKMUŞ GİBİ” bir yaşam tarzına savrulması tesadüf değildir. Küresel sistemin getirdiği iki büyük güç, Müslümanların zihin dünyasını derinden sarsmıştır. Batı’da sekülerizm yani dünyanın sihrine kapılma, dünyacılık dinin tamamen hayattan dışlanması şeklinde yaşanırken, Doğu ve İslam toplumlarında daha çok “pratik sekülerizm/dünyacılık” olarak ortaya çıktı. İnsanlar camiye gidiyor, oruç tutuyor ibadet ediyor ancak camiden çıktığı an ekonomik, sosyal ve siyasi kararlarını dinin ahlaki ilkelerine göre değil, YAŞADIĞI VE ÇEVRESİNDEN GÖRDÜĞÜ kurallarına göre veriyor. Din, hayatı inşa eden bir sistem olmaktan çıkıp, sadece vicdanlara sıkışmış bir “HOBİ” veya kültürel bir kimlik haline dönüşüyor.
Değişimin bir başka etkisi Kapitalist sistem, insanı “kul” olarak değil, “tüketici” olarak tanımlar. Sürekli daha fazlasına sahip olmayı, lüksü ve statüyü hedefler. Müslüman toplumlarda “kanaat”, “infak” (paylaşma) ve “dünyaya bağlanmama” ilkeleri, yerini modern dünyanın “başarı”, “servet mal mülk” ve “konfor” putlarına bıraktı ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanın telaşına düştü. PARA KAZANMA HIRSI, HELAL-HARAM SINIRLARINI GÖRÜNMEZ KILDI. Allah varmış gibi yaşama bilincinin Kur’an’daki en net karşılığı Takva, bu bilince sahip insan ise Müttaki yani günah ve haramdan sakınan, Allah’tan korkan TAKVA üzere yaşayan insandır. Takva, sadece günahlardan kaçınmak değil, kelime anlamı itibariyle “KENDİNİ KORUMAK, SORUMLULUK BİLİNCİYLE HAREKET ETMEK“ demektir. Sizce bizler bu özellikleri taşıyor ve TAKVA sahibi bir Müslüman olarak yaşadığımızı söyleyebilir miyiz?
Kur’an’ın çizdiği muttaki insan profili günlük hayatta kendisini şöyle gösterir. ZAN VE HAKSIZLIKTAN KAÇINIR. “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın...” (Hucurât, 12). Müttaki insan, sosyal medyada veya günlük hayatta teyit etmediği inanç dahil hiçbir bilginin peşine düşmez, kimsenin itibarını zedelemez. ÖFKESİNİ YÖNETİR VE AFFEDER. “O müttakiler ki, bollukta da darlıkta da infak ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler.” (Âli İmran, 134). Trafikte, iş yerinde veya aile içinde güç elindeyken bile adalet sınırını aşmaz. İşini En İyi Şekilde Yapar. Ürettiği malı sağlam üretir, memursa mesaisinin hakkını verir.
Bireysel olarak bizler en doğruyu yaşayabilmek için, ilk önce nereden başlamalıyız. Önce Zihnimizi, bizlere öğretilenleri resetlemeli tertemiz olmalı ve gerçek doğruların arayışında olmalıyız. Gün içindeki rutin işleri yaparken (işe giderken, yemek yerken, ticaret yaparken) durup kendimize şu soruyu sormalıyız. “ŞU AN BU KARARI ALIRKEN, ALLAH’IN RIZASI BU İŞİN NERESİNDE, KUR’AN ONAY VERİYOR MU?” Bu soru, unutkanlık perdesini yırtar. Kur’an ile Canlı Bir Bağ Kurmak çok önemli. Kur’an’ı sadece sevap kazanmak için okunan bir “metin” olmaktan çıkarıp, her gün en azından bir sayfayı anlamıyla, tefekkür ederek ve “BU AYET BUGÜN BANA NE SÖYLÜYOR BENDEN NE İSTİYOR?” diyerek okumalı ve vahyi hayatımıza taşımalıyız. Hayatımızda küçük değil, kalıcı önemli ahlaki adımlar atmalıyız. Hayatımızdan bir tane bile olsa, yanlış batıl hurafe inanç ekonomik veya sosyal alışkanlığı tamamen hayatımızdan çıkarmaya karar vermeli ve İnancımızı yaşadığımız ahlak üzerinden görünür kılmalıyız. Bu adımları atan bir Müslüman inanın, devamında da HAK olan gerçeklerle buluşacak ve geçmişte yaptığı hatalarını yanlışlarını fark edecektir.
Dilerim hayatında, bu sorgulamaları yapabilmenin ilk adımını atarak, Allah’ın istediği bir kul olma çabasını gösteren, Allah’ın azınlık sevgili kulları arasında oluruz.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET

Yorumlar
Yorum Gönder