Ana içeriğe atla

Dinde Bölünmenin Ve Bölünen Gurupların Bir Birine Karşı Kötü, Saygısız Davranışlarının Nedenleri.


 

Aynı dine mensup, aynı kitaba ve Resule inanmalarına rağmen, sizce neden birbirilerine tahammül edemezler ve saygısız bir üslupla konuşurlar, hiç düşündünüz mü? İnsanların aynı kutsal kitaba inanmalarına rağmen farklı mezhep, cemaat ya da tarikat inançları yüzünden birbirlerine karşı saygısız, hatta düşmanca davranmaları, DİN PSİKOLOJİSİ VE SOSYOLOJİSİNİN EN ÇOK İNCELEDİĞİ KONULARDAN BİRİ OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİZ. Bu durumun temelinde dini bilgileri TEK KAYNAKTAN ALMAYIP, farklı kaynaklardan alıp, inancını bizzat kendisinin anlama ve yaşama çabasının olmaması çok etkilidir. İnsan psikolojisi, güç mücadeleleri ve kültürel farklılıklar da etkilidir. Elbette bu çelişkili durumun arkasında yatan ana nedenler vardır.

Kelimelerin ve Yorumların Farklılığı. Kur’an bizlerin sorumlu olduğu ayetlerin MUHKEM yani şüphe duyulmayacak kadar açık, anlaşılır olduğunu ve yalnız Onun ipine sarılmamız gerektiğini söylediği halde, ayetlerde geçen bazı kelimelere farklı mezhepler, hatta cemaat ve tarikatlar aynı ayet ya da metinleri KENDİ ÂLİMLERİNİN, GÜVENDİKLERİ VELİ KİŞİLERİN SÜZGECİNDEN GEÇİREREK FARKLI YORUMLAR. Zamanla bu yorumlar, DİNİN ASIL TEMELİNDEN DAHA KUTSAL ALGILANMAYA BAŞLAR. Kişi kendi yorumunu ya da inancını “TEK DOĞRU” olarak gördüğünde, diğer yorumu ya da inancı “SAPMA” olarak nitelendirir.  Acaba benim inancımda hatalı olabilir mi diye düşünmez çünkü bu konuda kendisinin hiçbir öğrenme araştırma çabası olmamıştır. İnancından emin olamayan bir insan karşı inanca asla saygı duymaz, ÇÜNKÜ İNANCININ YANLIŞ OLMASINDAN KORKAR. Dünya üzerinde hiç bir bilimsel kitaba yapılmayan bu davranış, sizce neden Allah’ın kitabına yapılıyor diye hiç düşündünüz mü? 

Dinin çıkar çevreleri tarafından manipüle edilmesi ve menfaatler doğrultusunda kullanılması (din istismarı), tarih boyunca sosyolojik, ekonomik ve siyasi birçok nedene dayanmıştır. Kitleleri İkna Etme ve yönetebilme Kolaylığı. Din, bireylerin ve toplumların en hassas, en güçlü bağlandığı değerler sistemidir. Çıkar çevreleri, kendi siyasi veya ekonomik ajandalarını dini sembollerle süsleyerek kitlelerin sorgulamadan kabul etmesini sağlamaya çalışır. Gücü elinde bulunduranlar veya güce ulaşmak isteyenler, kararlarını dinsel bir zemine oturtarak kendilerine dokunulmazlık ve ilahi bir meşruiyet kazandırmayı hedeflerler. Sorgulamayı Engelleme en önemli amaçtır. Dini dogmalar ve inançlar doğası gereği teslimiyet gerektirebilir. Çıkar odakları, “itaat” vurgusunu kendi menfaatlerine devşirerek kitlelerin eleştirel düşünmesini, hak aramasını veya isyan etmesini engellemek ister. Kutuplaştırma ve “Biz-Onlar” Ayrımı yaparak güçlerine güç katarak yönetmek. Dini duygular üzerinden “seçilmişler” veya “hak yolda olanlar” illüzyonu yaratılarak yapay düşmanlar üretilir. Bu sayede kitleler ortak bir düşmana kanalize edilerek asıl sömürü gizlenir. Duygu Sömürüsü Üzerinden maddi kazanç sağlamak amacıyla dini ellerinde tutmak isterler. İnsanların manevi huzur arayışı, günahlardan arınma isteği veya sevap kazanma arzusu; bağış, himmet, sadaka veya dini ürün/hizmet ticareti adı altında devasa bir ekonomik kazanç kapısına dönüştürülür. Dini çıkarlarına kullanılanların sahip olduğu en önemli güc, HESAP SORULMAZLIK. Kutsal değerler arkasına saklanan ekonomik faaliyetler, genellikle “inanç” perdesiyle denetimden ve yasal takiplerden kaçırılmaya çalışılır. BURADAN ŞUNU ANLIYORUZ, DİN TOPLUMDA KULLANILMAYA EN ÇOK MUSAİT OLAN ETKİLİ BİR GÜÇTÜR.

Bir bireyin kendisini bir yere, kişiye, topluluğa, kuruma veya ideolojiye ait bağlı ve onun bir parçası olarak hissetme Psikolojisi çok etkilidir. Sosyal psikolojide insanlar kendilerini bir gruba ait hissetme ihtiyacı duyarlar. Mezhepler, cemaat ve tarikatlar da güçlü bir kimlik bağı oluşturur. BİREYLER KENDİ GRUPLARINI ÜSTÜN GÖRME VE DİĞER GRUBU KÜÇÜMSEME eğilimine girerler. Aynı kitaba inansalar da KARŞI TOPLULUK ARTIK YABANCIDIR PSİKOLOJİSİ İLE HAREKET EDERLER. Onun içinde onların söylediklerini dinlemek bile istemezler. Böyle olunca da bir noktada buluşmaları artık mümkün olamaz, böyle toplumlar kolay kullanılır.

Siyasi ve Güç Mücadeleleri bölünen toplumlarda birinci önceliktir. Tarih boyunca mezhep ayrılıkları çoğunlukla siyasi otorite, toprak ve güç mücadeleleri için birer araç olarak kullanılmıştır. Liderler veya devletler, kitleleri kendi arkalarında toplamak ve düşman ilan ettikleri tarafı zayıflatmak için mezhepsel farklılıkları kışkırtırlar, yani kullanırlar. DİN, SİYASİ ÇIKARLARA ALET EDİLDİĞİNDE RADİKALLEŞME KAÇINILMAZ OLUR. Mutlak Doğru Arayışı ve Ego toplumda çok önemlidir. İnsanlar inandıkları şeyin %100 doğru olduğundan emin olmak isterler. ÇÜNKÜ BU ONLARA MANEVİ BİR GÜVENCE VERİR. BAŞKA BİRİNİN AYNI KİTABA BAKIP FARKLI BİR DOĞRU BULMASI, KİŞİNİN KENDİ DOĞRULARINA YÖNELİK GİZLİ BİR TEHDİT OLARAK ALGILANIR. Bu tehdit hissi, savunmacı ve saldırgan bir saygısızlığa dönüşür. Bu karşı çıkışın en önemli nedeni, İnancından emin olamadığı gerçeğinin dışa vurumu dur. Çünkü mezhep ya da cemaatlara tabi olanlar, kendi düşünceleri ile değil, onlara öğretilenleri doğru kabul ettiklerinden, KARŞI DÜŞÜNENİN DOĞRU OLABİLECEĞİ ŞÜPHESİ, BÖYLE KİŞİLERDE ŞİDDETİ DOĞURABİLİR.

Eğitimsizlik ve Körü Körüne Bağlılık, dinde karmaşanın ve düşmanlığın ana nedenidir. Dinlerin özündeki ahlak, hoşgörü, adalet ve sevgi gibi evrensel mesajları derinlemesine kavramak yerine; ŞEKİLCİ RİTÜELLERE VE KULAKTAN DOLMA BİLGİLERE ODAKLANILDIĞINDA HOŞGÖRÜSÜZLÜK ARTAR. Eleştirel düşünceden uzak, sorgulamayan bireyler, kendi mezheplerinin cemaat ve tarikatlarının dogmalarını yani doğruluğu sorgulanamaz, eleştirilemez ve tartışılamaz olarak kabul edilen inanç, düşünceleri dinin kendisi zannederler. Böyle kişilere gerçek hak olan dini anlatmanın hiçbir faydası olmayacağı gibi, inanılmaz SALDIRGAN VE SİNİRLİ BİR ŞEKİLDE KARŞI ÇIKIŞLARINI GÖREBİLİRSİNİZ. Yani bir kişiyle dini bir konu konuşurken, onun size saygısızca hitapları var ve hakaret ediyorsa, bilin ki O kişi inancından emin olamadığı için, kendisine kalkan olarak HAKARETİ VE SAYGISIZLIĞI SEÇEREK KENDİSİNİ SAVUNMAYA ALIR. 

BÖYLE TOPLUMLARDA YAŞANAN SORUN, KİTABIN NE SÖYLEDİĞİNDE DEĞİL, İNSANLARIN O KİTABI KENDİ ÖNYARGILARI, MEZHEP ÖĞRETİLERİ KÜLTÜREL KİMLİKLERİ VE GÜÇ ARZULARIYLA NASIL OKUDUKLARINDA VE ANLADIKLARINDA GİZLİDİR. Bu acı gerçeğin farkında olamayan kişi ya da gurupları, istediğiniz kadar Kur’an ile uyarın ayetleri gösterin fayda etmeyecektir. Kişi önce önyargılarından kurtulup, kendi inancını sorgulamadığı takdirde, bu bataklıktan çıkmazdan asla kurtulamaz. Tarih boyunca aynı kitaba ve aynı Resule inanılmasına rağmen yaşanan en büyük ayrışmalar, genellikle İKTİDAR GÜCÜ, COĞRAFİ KÜLTÜR VE LİDERLİK MÜCADELELERİ etrafında şekillenmiştir. Bu durumun ne kadar derin yaralar açabileceğini ve saygısızlığın ötesine geçebileceğini gösteren iki büyük tarihi dönüm noktası vardır. İslamiyet’in kutsal kitabı Kuran tek olmasına rağmen, Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra “toplumun lideri kim olacak?” sorusu ilk kırılmayı, bölünmeyi başlatmıştır.

Zamanla dinde bölünen guruplar, ortak kitapları Kur’an olmasına rağmen ondan sorgulama gereği duymadıkları için hadis kaynaklarını, ibadet şekillerini ve beşeri fıkıh yorumları birbirinden ayırdı. Yüzyıllar boyunca devleti yönetenler, bu mezhepsel farklılıkları askeri ve siyasi rekabetlerinin merkezine koyarak, halklar arasındaki nefreti adeta çıkarları için körükledi. Psikanalist Sigmund Freud, toplulukların birbirine çok benzemesine rağmen, neden bu kadar nefret üretebildiğini “KÜÇÜK FARKLILIKLARIN NARSİSİZMİ” kavramıyla açıklar. İki grup birbirine ne kadar benziyorsa, örneğin aynı kitaba inanıyorlarsa, aralarındaki KÜÇÜK FARKLAR O KADAR TEHDİT EDİCİ algılanır. Çünkü tamamen farklı bir dine inanan biri zaten “BAŞKASIDIR” ve onunla yarışılmaz. Ancak sizinle aynı kitaba inanıp ufak bir ritüeli veya yorumu farklı yapan biri, sizin “TEK DOĞRU HAK OLAN” iddianızı doğrudan tehdit eder. Bu yüzden saygısızlık ve öfke, dışarıdakine değil, en çok “İÇERİDEKİ FARKLIYA” yönelir.

Bu sosyolojik ve tarihi süreçleri düşündüğünüzde, günümüzde mezhepler ve farklı inançtaki kişilerin arasındaki bu saygısızlığı ve ön yargıları yıkmak için, eğitim sisteminde veya toplumsal alanda ne gibi adımlar atılması gerektiğini bizler önce konuşmalı ve bir noktada anlaşabilmeliyiz. Aynı kitaba inandığımızı söylüyorsak, önce sorumlu olduğumuz KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMELİYİZ. Farklı inançları olanlar, karşısındakine saygılı olması gerektiğini unutmadan, elbette imtihanı gereği istediği gibi inanmaya ve yaşamaya devam edebilir.

Mezhepçiliğin en büyük yakıtı liderlik çıkarları yani günümüz deyimiyle siyasettir. Politikacıların oy devşirmek veya kitleleri birleştirmek için mezhepsel kimlikleri kullanması (örneğin “bizim mezhebimizden olanlar ve olmayanlar” söylemi) toplumsal barışa vurulan en büyük darbedir. Kamusal alanda liyakat esas alınmalı, inanç veya mezhep bir ayrıcalık ya da dışlanma sebebi olmamalıdır. Farklı mezheplerden insanların bir araya gelip ortak projeler üretebileceği sivil toplum kuruluşları, sanatsal faaliyetler ve festivaller desteklenmelidir. SOSYOLOJİK ARAŞTIRMALAR, İNSANLARIN FARKLI GRUPLARDAN BİREYLERLE DOĞRUDAN BAĞ KURDUĞUNDA, ÖN YARGILARININ HIZLA YIKILDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR. Böylece dinde mezheplere hatta cemaatlara bölünmenin ne derece yersiz olduğu çok daha rahat anlaşılacak ve KUR’AN ÇEVRESİNDE BİRLEŞMEK DAHA KOLAYLAŞACAKTIR.

Ayrımcılıktan vazgeçip birlikte yaşamaya başlarsak, mezhep çatışmaları ya da farklılıkları anlamını yitirecek ve böylece KUR’AN GERÇEKLERİ AÇIĞA ÇIKACAKTIR. Dilerim bu gerçeklerin farkında olabilen bir toplum olmayı başarabiliriz.


Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK

https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nahl Suresi 98. Ayet. Kovulmuş Şeytandan, Allah'a Sığınırım. "Her Müslümanın Dikkatle Okuyup Düşünmesi Gereken Bir Ayet."

Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Nahl suresi 98. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, Kur’an okumaya başlarken Allah,  EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM” , diye okumaya başlayın, emri veriyor diye anlatılır. Bu ayetin gerçek uyarısını, İslam toplumundan gizledikleri için, ne yazık ki Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Allah’ın ikazını yerine getirmediğimizden her okuyan yanlış anlıyor, neden mi? Her şeyin bir kuralı var, Kur’an’ı okumanın da elbette bir kuralı olmalı değil mi? Makalemi lütfen sonuna kadar okuyunuz. Gelin bu konu üzerinde önce ayeti yazalım, daha sonrada birlikte düşünelim. Nahl 98:   ŞİMDİ KUR’ÂN OKUMAK İSTEDİĞİN ZAMAN, ÖNCE O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH’A SIĞIN.  (Elmalı meali) Önce ayeti lütfen doğru anlayalım. Sizce Allah bu ayette, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” Yani, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım, diye başlayarak okuyun emrini mi veriyor? Bizler ne yazı...

Allah’ın Elçisine Verdiği Görev Yetki Ve Sorumluluk.

Bugün sizleri, üzerinde birlikte düşünmeye davet etmek istediğim konu, Allah'ın Elçisine nasıl bir görev verdiği, bu görevin tanımı, yetki ve sorumlulukları konusunda olacaktır. Kur’an'a göre Allah’ın Hz. Muhammed’e verdiği görev, yetki ve sorumluluklar, ONUN HEM BİR KUL HEM DE BİR RESUL (ELÇİ) OLMA VASFINI DENGELİ BİR ŞEKİLDE ORTAYA KOYAR.    Kur’an ayetleri ışığında bu dikey ve yatay sorumlulukları, şu temel başlık altında özetleyebiliriz: ELÇİNİN EN TEMEL VE BİRİNCİL GÖREVİ, ALLAH’TAN ALDIĞI VAHİYLERİ İLAVE ETMEDEN EKSİKSİZ, DEĞİŞTİRMEDEN VE GİZLEMEDEN İNSANLIĞA ULAŞTIRMAK, TEBLİĞ EDİP KUR'AN'A DAVET ETMEKTİR. Elçinin toplumsal ve ahlaki bir başka  görevi insanları şirkten, batıldan, atalar dininden cehaletten ve kötü ahlaktan vahiyle arındırmaktır. Müslümanlar için her konuda en güzel model ve rehberdir (Ahzab Suresi, 21. ayet). İnsanlar arasında adaleti sağlamak, anlaşmazlıkları Allah’ın indirdiği hükümlerle çözmekle yetkilendirilmiştir (Nisa Suresi, 105. ayet) ...

Sizin İnancınızı Etkileyen, En Önemli Unsur Yalnız Kur’an’mı, Yoksa Başka Kaynaklar Da Var mı?

  Biz Müslümanların inancını etkileyen , EN ÖNEMLİ UNSUR SİZCE KUR’AN’MI? YOKSA ALLAH’IN RESULÜNE AİT OLDUĞU İDDİA EDİLEN RİVAYET HADİSLERDE VAR MI ? Ne dersiniz? Bu sorunun doğru cevabını bulmak istiyorsak,  rivayetlerin etkisinde kalmadan önce, Kur’an’ı dikkatle Kur’an bütünlüğünde düşünerek okumamız gerekir.  Bizler bu sorunum doğru cevabını, bu yöntemle Kur’an’dan öğrenip yaşayamadığımız için, ne yazık ki imanımızdan da emin olamıyoruz. Emin olamadığımızdan, dini konuşurken bir birimize hiç ama hiç tahammül edemiyoruz, saygısızlık yapmayı tıpkı kitap ehlinin yaptığı gibi kendimize ,HAK olarak görebiliyoruz. Kendi inancından emin olan bir insan, asla karşısındaki bir insanın farklı inancından rahatsız olmaz. İnancından emin olmayan ise tedirgin olduğundan,  HIRÇIN OLUR  karşısındaki insana hakaret etmekten çekinmez. Bir Müslüman önce sorduğum sorunun doğru cevabını, Kur’an’dan arayıp bulmalıdır. Gelin bu soruyu kendimize soralım ve cevabını Kur’an’d...