İslam toplumuna baktığınızda, genelde 3 ayrı yöntemle inancını yaşadıklarını görürsünüz. Birincisi genel çoğunluk, İslam’ın yalnız Kur’an ile yaşanamayacağını, ayetleri zaten herkesin anlayamayacağını, VELİ ALİM OLANLARIN ANLAYACAĞINA inanan, ayrıca Allah’ın Resulünün rivayet yolla bizlere ulaşan hadisleri ve pratiği olmasaydı, Kur’an’ın kapalı kalacağını yani anlaşılamayacağına inananlar diyebiliriz. İkinci gurup, Allah’ın çok açık emrettiği gibi, KUR’AN’DAN SORUMLU OLDUĞUMUZ BİLİNCİYLE, yalnız Kur’an’ın ipine sarılıp, Kur’an’ın sınırlarını aşmadan, ayetler üzerinde verilen örnekler ışığında, Kur’an bütünlüğünde ayetleri anlayarak ve düşünerek okunduğunda, gerçek HAK olan İslam’ın anlaşılacağı ve yaşanacağını savunlar diyebiliriz. Bir başka üçüncü gurup da var ki, bu iki guruptan adeta esinlenmiş. Rivayetlerden uzak olduğunu söyleyip, yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanacağını inandıkları halde, Kur’an’ın muhkem ayetlerine, MUHKEM oluşunun ötesinde anlamlar verip, şöyle diyorlar. ASLINDA AYETTE BAHSEDİLEN KELİMELER, SÖYLENEN GÖRÜNEN ANLAMINDA DEĞİL, ŞU YA DA BU ANLAMINDA DİYEREK, tıpkı ilk kategori de olan Müslümanlar gibi, kendi düşüncelerine ayetleri alet etmeye, ayetlere söyletmeye çalışanlar diyebiliriz. Tabi bu söylediklerim benim âcizane tespitlerimdir, yanılıyor da olabilirim. Doğrusunu Allah bilir. Bizlere düşen gerçeklerin, Hak olanın arayışında olmaktır.
Şöyle bir soru sorabilirsiniz, peki sen hangi kategoriye giriyorsun derseniz, ben ikincisi diyebilirim. Yani Allah’ın Kur’an’da çok açık MUHKEM bir şekilde, SORUMLU OLDUĞUM KUR’AN BİLİNCİYLE, Allah’ın emrettiği gibi, yalnız Kur’an’ın ipine sarılıp, ayetler üzerinde TARAFASIZ ÖN YARGISIZ, HİÇ KİMSENİN ETKİSİNDE KALMADAN Kur’an bütünlüğünde ayetleri anlayarak ve düşünerek okunduğunda, gerçek HAK olan İslam’ın anlaşılacağı ve yaşanacağını savunan, inanan birisiyim. Peki, neden bu yolu seçtiniz derseniz. İMTİHAN OLMANIN GEREĞİ BUDUR DA, ONDAN DERİM. Çünkü Rabbimiz sizleri Kur’an’dan sorumlu tutuyorum, yani imtihan ediyorum diyor. Anlayamadığım bir kitaptan, Allah sizce sorumlu tutar mı? Sakın kendinize Veliler edinip ardı sıra gitmeyin diyen Rabbimiz, kendisinden başka veliler edinip, Kur’an’ı onlardan öğrenmemizi ister mi? Öyle olsaydı tüm iman edenler Kur’an’dan sorumlu olmaz, anlayanlar olurdu. Karar ve seçim sizin. Eğer Kur’an’a güvenmeyip birilerine güvenmenin yolunu seçersek, Allah’ın yasakladığı bir yolu seçmiş oluruz. Lütfen unutmayalım, bu dünyada hepimiz sorgulanıyor ve imtihandan geçiriliyoruz, sizce nereden sorgulanıyoruz?
“ONLARI GRUP GRUP YERYÜZÜNE DAĞITTIK. İÇLERİNDEN BAZILARI İYİ KİMSELERDİR, BAZILARI DA BÖYLE DEĞİLDİR. BU SONUNCULARI, BELKİ DÖNÜŞ YAPARLAR DİYE, İYİ DURUMLARLA DA KÖTÜ DURUMLARLA DA İMTİHAN ETTİK.” (Araf 168)
“HER NEFİS, ÖLÜMÜ TADICIDIR. BİR DENEME OLARAK SİZİ HAYIRLA DA ŞERLE DE İMTİHAN EDERİZ. SADECE BİZE DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ.” (Enbiya 35)
“ŞÜPHESİZ Kİ O (KUR’AN), SENİN VE KAVMİN İÇİN (GERÇEĞİ) HATIRLATAN (ÖĞÜT)TÜR. İLERDE ONDAN SORGULANACAKSINIZ.” (Zuhruf 44)
Kur’an’da birçok ayette Rabbimiz bizleri sınadığını, imtihan ettiğini denediğini bildirmiştir. Peki imtihan olduğumuz kaynak kitap bellimi? Çok açık Allah, KUR’AN diyor Allah. Eğer bu gerçekleri gördüğümüz halde, hala Kur’an’ı herkes anlayamaz diyorsak, inanın ALLAH’IN ADALETİNE GÜVENMİYORUZ DEMEKTİR. Madem sınanıyoruz, bu durumda bu imtihanımızda hiçbir çaba göstermeden, birilerinin sözlerine asla tabi olamayız, BUNA BİZLER BU DÜNYADA KOPYA ÇEKMEK DİYORUZ. Bu dünya da bile imtihanda kopya çekmek yasaksa, Allah’ın bizleri bu dünyada imtihan ederken de, birilerinin sözleri ile imtihanımızı yaşamayı Rabbimiz yasaklamış ve nasıl uyarmıştı hatırlayalım.
“ALLAH’IN DIŞINDA BAŞKA VELİLER/EVLİYALAR EDİNENLERİN ÖRNEĞİ, KENDİNE EV EDİNEN DİŞİ ÖRÜMCEK ÖRNEĞİNE BENZER. GERÇEK ŞU Kİ, EVLERİN EN DAYANIKSIZ OLANI DİŞİ ÖRÜMCEK EVİDİR. BİR BİLSELERDİ.” (Ankebut 41)
“HEP BİRLİKTE ALLAH’IN İPİNE/KUR’AN’A SIMSIKI SARILIN. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN.” (Ali İmran 103)
“AND OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP İNDİRDİK Kİ, BÜTÜN ŞAN VE ŞEREFİNİZ ONDADIR. HÂLÂ AKILLANMAYACAK MISINIZ?” (Enbiya 10)
Bu ayetlere benzer inanın onlarca ayet vardır ki, Rabbimiz bizlerin yalnız Allah’ın vahyine yani Kur’an’a sarılmamız gerektiğini, çünkü ondan sorumlu olduğumuzu, hatta ALLAH’IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞMAYIN diye uyardığını görebilirsiniz. Peki, bizler bu dünyada imtihanımızı, Allah’ın emrettiği kaynatan yani Kur’an’dan, onun koyduğu sınırları dahilinde mi yaşıyoruz, yoksa Allah’ın koyduğu sınırları yeterli görmeyip, böylece sınırları tanımayarak kendimize yeni bir din mi yarattık, ne dersiniz?
İslam’ın yalnız Kur’an ile yaşanmayacağına inananlar, farkında değil hatırlatırım ALLAH’IN KUR’AN’DA KOYDUĞU SINIRLARI TANIMAYANLARDIR. Aslında üçüncü gurubunda, onlardan çok farkı yok. Onlar dinin anası temeli olan MUHKEM ayetlere, görünürdeki anlamların dışında, farklı anlamlar verip duyduklarının, söylemlerinin yani bir nevi nefislerinin etkisinde kalanlar diyebiliriz. EĞER BEN İSLAM’I DOĞRU YAŞAMAK VE KUR’AN’I DOĞRU ANLAMAK İSTİYORUM DİYORSANIZ, BUNU ALLAH’IN EMRETTİĞİ YÖNTEMLE YAPMAMIZ GEREKİR. KUR’AN DIŞINDAN HİÇ KİMSENİN ETKİSİNDE KALMADAN, KUR’AN’I OKUMAYA ANLAMAYA VE ÜZERİNDE DÜŞÜNMEYE ÇALIŞMALIYIZ. Bunu yapmadığınız takdirde, inanın orta yolu asla bulamaz, her iki uçta gezinir dururuz. Çünkü Allah, orta yolu izleyen toplumlar olun diye uyarıyor. Ne yazık ki orta yolu bir türlü bulamıyoruz, çünkü Kur’an’a değil birilerinin söylemlerinin ardı sıra gidiyoruz. Rabbimiz Nahl suresi 98. Ayetinde, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, şeytanlaşmış insanların batıl inançlarından önce sıyrıl uzaklaş ve yalnız Allah’a güvenerek ona sığın, öyle Kur’an’ı okumaya başla diyor. Ne yazık ki biz Müslümanların çoğu bunu hayatına geçirmeden Kur’an’ı okumaya başlıyor ve Kur’an’ı doğru anlayamıyor. Hepimiz insanız yanılabiliriz, hata yaparız ama en az yanılanlardan olmak istiyorsak, GÜVENECEĞİMİZ YALNIZ ALLAH YANİ ONUN KİTABI KUR’AN’DIR.
Bu konuda çok değil birkaç örnek verelim. Allah Kur’an’da birçok ayette çok açık muhkem SALAT emrini vermiştir. Her ayette de salatın ne anlama geldiği örneklerini, tarafsız ayetlere baktığımızda anlaşılıyor. Örneğin Allah, Salat edin derken bir ayetinde, YALNIZ ALLAH’A DUA EDİN ONDAN YARDIM İSTEYİN anlamını çok net anlayabilirsiniz. Yine bir başka ayetinde SALAT edin derken, Müslümanların birbirine destek olması, yardım etmesi anlamında kullanıldığını, ayetten çok açık anlayabilirsiniz. Yine birçok ayette SALAT edin derken bu salatın, ŞEKİLSEL BİR DUA OLDUĞUNU ANLATIR VE BU SALATIN KIYAM, RÜKÛ VE SECDE İLE YAPILACAĞININ ÖRNEKLERİNİ VERİR. Hatta bu salatın öncesinde, bir temizlik yani bizim tabirimizle abdest alınması tarifini de yapar ve bunun vakitlerini bile Kur’an’da bildirir.
Şimdide gelelim, makalemin başında yazdığım ve İslam’ı farklı şekillerde anlayıp yaşayan gurupların, Kur’an’ın bu SALAT emrini, nasıl anladıklarına bakalım. İslam’ın yalnız Kur’an ile yaşanamayacağına inanan birinci gurup şunu söylüyor. Salatın kıyam, rükû ve secde ile yaptığımız ibadeti, ya da tüm ibadetleri yalnız Kur’an ile anlayıp yaşayamayacağımızı, Allah’ın Resulü namazı nasıl kıldıysa ondan, onun rivayet hadislerinden öğrenmemiz gerektiğine inanırlar. Yani inançlarının delil ve kanıtları yalnız Kur’an değil. Eğer bu yol doğru olsaydı, Rabbimiz yasaklamazdı. Çünkü Allah bizlerin yalnız Kur’an’a sarılmamızı istediği gibi, emin olamayacağımız rivayet ve sanı bilgilerin ardına düşmemizi yasaklamazdı. Şimdi kendimize soralım, gerçekten de Allah şekilsel bir salatı emrettikten sonra, nasıl hayata geçireceğimizi açıklamamış olabilir mi? Kur’an’ı tarafsız ve ön yargısız okuyan bir Müslüman asla bunu kabul etmez, çünkü buna inandığınızda Kur’an’da ellerinizle çelişki yaratmış olursunuz. Allah, biz hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye, Kur’an’ı nice örneklerle açıkladık demiyor muydu? HATTA KUR’AN’DA HİÇBİR EKSİK BIRAKMADIK, NİCE ÖRNEKLERLE AÇIKLADIK DİYEDE, BU KONUYU PEKİŞTİRİYOR. Allah’ın Kur’an’da hiç bir eksik bırakmadığına, AÇIKLADIĞINA iman ediyorsan, verdiği emirleri de nasıl hayata geçireceğimizin detayının, Kur’an’da olduğuna iman etmiş olmalısın.
Bu durumda bizlere düşen, Allah’a onun hükümlerine güvenmek olmalı ve salatın yani Farsça deyimi ile namazın nasıl kılınacağını Allah, nasıl ve ne kadar açıklamışsa, onunla yetinmeli adeta Kur’an’ı eksik yetersiz, çıkarma yarışına, asla girmemeliyiz. Allah’ın bu salatı hangi vakitlerde yerine getirmemizi istiyorsa, o vakitlerde yerine getirmeliyiz. TABİ ALLAH KUR’AN’DA BU KONUDA YETERSİZ, DETAYSIZ AÇIKLAMA YAPMIŞTIR DİYEREK, birilerinin açıklamalarına rivayet ve sanı sözlerine uyanlara elbette sözümüz olamaz, çünkü herkes imtihanını kendisi yaşar. Daha önce söylediğim gibi ben, Allah şahittir ki Allah’ın dini İslam’ı, Allah’ın Kur’an’da bu konuda yaptığı MUHKEM açıklamalarından edindiğim bilgiler ışığında yerine getiriyorum, farklı yapanlara da sözüm olamaz.
Gelelim İslam’ı üçüncü gurupta, saydığım kardeşlerimiz SALAT konusunu nasıl anlıyor onlara bakalım. Bu kardeşlerimizde yalnız Kur’an ile İslam’ın yaşanacağını söylüyorlar. Burası doğru ama bu kardeşlerimizde, ilk gurupta yapılan hatayı yaparak, kendilerine öğretilen ya da kendi nefislerine uygun gelecek şekilde, ALLAH’IN MUHKEM YANİ APAÇIK DEDİĞİ AYETLERE FARKLI ANLAMLAR VERİYORLAR. Muhkem şüphe duyulmayacak kadar açık demektir hatırlatırım. Allah dinin anası, sorumlu olduğumuz ayetleri muhkem göndermesinin nedeni, kullarının aslında Allah ayetler onu değil, şunu söylüyor diyerek, kullarının ayetleri eğip bükmesinin önüne geçmiştir. Örneğin Kur’an’da birçok kez geçen ve tarifi yapılan, SALATIN kıyam rükû ve secde ile yerine getirdiğimiz, şekilsel yapılan DUA, ŞÜKÜR ibadetine, MUHKEM olmanın dışında farklı anlamlar verip, NAMAZ ASLA KUR’AN’DA YOKTUR diyebiliyorlar. Bunu savunan bir ilahiyatçı, siz kim olduğunu tahmin edersiniz, bakın düşüncesini nasıl açıklamış.
“Sonuç olarak [salât] sözcüğünün anlamını; “DESTEK OLMAK, YARDIM ETMEK, SORUNLARI SIRTLAMAK; SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜ ÜZERİNE ALMAK” şeklinde özetlemek mümkündür. Dolayısıyla [salât] sözcüğünün anlamını, “YAKIN ÇEVREDE BULUNAN MUHTAÇLARA YARDIM” boyutuna indirgemek doğru olmayıp, “topluma destek olmak, toplumu aydınlatmak, toplumun sorunlarını sırtlamak, üstlenmek ve gidermek” boyutunu da içine alacak şekilde geniş düşünmek gerekir. Yapılacak yardımın, sağlanacak desteğin gerçekleştirilme şeklinin ise “ZİHNΔ VE “MALΔ olmak üzere iki yönü bulunmaktadır.
Dikkat ettiyseniz Kur’an’da geçen SALATA, kıyam rükû ve secde ile yaptığımız Farsça deyimi ile NAMAZ anlamını vermemiş ve ne demiş özetleyelim. DESTEK OLMAK, YARDIM ETMEK, SORUNLARI SIRTLAMAK, SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜ ÜZERİNE ALMAK. DESTEK OLMAYIDA ZİHNİ VE MALİ OLARAK AYIRMIŞ. Bunların hepsi salatın içinde var, peki birçok ayette geçen salat ederken KIYAM ET, RÜKÜ ET, SECDE ET kelimelerini ne yapacağız? Hadi onları bir kenara bıkalım ve birlikte düşünelim, acaba söyledikleri Kur’an mantığına uyuyor mu ona bakalım. Allah vaktini dahi tarif ederek, öyle bir salattan bahsediyor ki, günün aydınlanmaya başladığı fecir vaktinde, ya da akşam olduğunda yani İŞA vaktinde, salat et diyor. SALAT KELİMESİNDEN ANLADIKLARINI LÜTFEN DÜŞÜNÜN, SABAHIN İLK IŞIKLARINDA VE AKŞAM GÜN BATARKEN Mİ YAPACAĞIZ TÜM BU SAYDIKLARINI? Diyelim ki evet, kimse görmeden yardım edin topluma destek olun dediğini düşünelim. Hatırlatırım Allah bu salatı yerine getirirken, nasıl bir temizlikten bahsediyordu? Yıkayın yüzünüzü kollarınızdan dirseklere kadar, mesh edin başınızı ayaklardan topuklara kadar. Yani abdest alın diyor.
Allah aşkına, lütfen önyargılardan kurtulup düşünelim. Bu söyledikleri doğru ise, Allah neden bu günün erken ve Akşam geç saatte, bu salatı yerine abdest alarak getirin desin. BUNUDA MI AKIL EDEMİYORUZ? Değerli dostlarım, Kur’an’a tarafsız baktığınızda, Allah’ın salat edin emrinin bir anlamının da zamanı belli, abdest alarak yani temizlenerek yerine getirdiğimiz şekilsel bir dua, ibadet olduğu çok açık anlaşılıyor. Lütfen Kur’an’ın yetmeyeceğini savunanların verdiği örnekleri bana verip, bakın namazın kaç rekât olduğu bile Kur’an’da yazmıyor demeyin. Allah bu salatı sınırlamayıp, savaş gibi zor bir anımızda en kısa halini örnek verip, normal zamanda sınırlamayıp bizlere bıraktıysa, bizler bunu eksik görüp nasıl sınırlamaya çalışırız, bunu da mı akıl edemiyoruz? Verilmeyen bir hüküm elbette Kur’an da olmayacaktır, verilmeyen bir hükmü de bizler haşa eksikmiş gibi veremeyiz. Buna Allah şirk diyor. Bizlere düşen, Allah ne emrediyorsa Kur’an’da O kadarını hayatımıza geçirmeli ve adeta Kur’an’dan eksik çıkarma ve tamamlama yarışına girmemeliyiz, bu hatayı yaparsak inanın mahşer günü çok pişman oluruz.
Dilerim rivayet ve sanı bilgilerden uzak, YALNIZ ALLAH’A, ONUN KİTABI KUR’AN’A GÜVENİP DAYANAN ONU HAYATINA GEÇİREN, Allah’ın azınlık halis kullarından oluruz.
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
https://kuranadavet1.wordpress.com/
https://twitter.com/KURANA_DAVET
https://www.facebook.com/Kuranadavet1/
https://hakyolkuran1.blogspot.com/

Yorumlar
Yorum Gönder