Ana içeriğe atla

Allah’ın Dini İslam’ı Yaşarken, Hatalarımızı Görmek Fark Edebilmek İstiyorsak, Mezheplerin Rivayetlerin Beşeri Öğretisini Önce Kafamızdan Silip, Daha Sonra Nahl Suresi 98. Ayette, Allah’ın Emrettiği Gibi, Kur’an’ı Okumaya Başlamamız Gerekir.


 


Değerli dostlarım kardeşlerim, biz insanlar çok akıllı zeki yaratılmış çok özel canlılarız. Allah tüm tabiatı hatta kâinatı bizlerin emrine vermiş. Vermiş ama bizlere öyle bir nefis vermiş ki, O NEFİS BİZLERİ AKLIMIZI KULLAMADIĞIMIZDA REZİL EDER, AKLIMIZI KULLANDIĞIMIZDA DA VEZİR EDER. Onun için aklımızı kullanma konusunda, çok önemli Kur’an’da uyarılar vardır. Tabi bizleri Allah ile aldatanlar, Kur’an geçeklerini görmeyelim diye, bizlerin aklımızı kullanmamızı engelleyip, AKILLA KUR’AN ANLAŞIMAZ MANTIKSIZLIĞINI BİLE BİZLERE KABUL ETTİRMİŞLERDİR. Çok ilginçtir ki, kendisini çok kolay kandırabilen, aldatan tek canlı İNSANDIR. Çünkü akıl devre dışında kalınca, nefis kendisini avutarak o kadar deliller yaratır ki kendisine, akıl devre dışı kalınca bunun farkında bile olamıyoruz. Gelin nefis galip gelince, kendimizi nasıl çok kolay aldatıyoruz, birkaç örnek verelim. Ama önce şunu hatırlatmak isterim. BİZLER ALLAH’I DİNLEMEK, YANİ KUR’ANA UYMAK YERİNE, ALLAH’A İNANCIMIZI SÖYLETMEYE, AYETLERİ BATIL İNANÇLARIMIZA UYDURMAYA ÇALIŞTIĞIMIZ SÜRECE, KUR’AN GERÇEKLERİ İLE ASLA BULUŞAMAYIZ.  Ancak kendimizi avutmaya devam ederiz.

İyi niyetinden şüphe duymadığım bir kardeşimiz, bana şöyle bir cevap vermiş, tekrar yazmak istiyorum. “Tebliğ kelimesinin içini boşaltıyorlar. Allah, Elçisi’ne sadece “metni ilet” dememiş, o metnin nasıl yaşanacağını bizzat göstermesini emretmiştir.” Bu itirazı yapmasının nedeni, bildiğiniz gibi Allah Resulün görev ve yetkisini bizlere iletirken Rad 40. Ayetinde; “SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” Hükmünü beğenmeyenler bu sözleri ne yazık ki söyleyebiliyorlar. Ayrıca Ankebut 18. Ayette hoşlarına gitmediğini söyleyebilirim, çünkü Rabbimiz aynı konuyu pekiştirmek için ne diyordu. “RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.” Allah aşkına lütfen rica ediyorum, bizlere öğretilen bilgileri bir an unutalım ve ALLAH’A KULAK VERELİM. Sizce bu apaçık muhkem uyarılarının içini, nasıl boşaltırsınız? Resul yalnız Kur’an’ı tebliğ etmiştir, onun görevi bununla sınırlıdır dediğimizde mi bu ve benzeri ayetlerin içini boşaltmış olursunuz, yoksa Allah herhalde Resulünü postacı diye göndermedi, onunda dinde hükümler koyma yetkisi vardır. Ayrıca Kur’an açık ve anlaşılır değildir, KUR’AN’I AÇIKLAMAK ÖĞRETMEK, HAYATA NASIL GEÇİRİLECEĞİNİN DETAYINI, ALLAH’IN RESULÜ ÜMMETİNE ÖĞRETMİŞTİR dediğimizde mi bu ve benzeri ayetlerin içini boşaltmış oluruz? Ne dersiniz?

Arkadaşım bana Cuma suresi 2. Ayeti örnek verip, bakın Allah’ın Resulünün görevi yalnız tebliğ etmek değilmiş diyerek ne diyor. “Allah, Elçisi’ne sadece “metni ilet” dememiş, o metnin nasıl yaşanacağını bizzat göstermesini emretmiştir.” Gerçekten ayette bunu mu söylüyor, ayeti yazalım üzerinde birlikte düşünelim. “O, ÜMMÎLERE, İÇLERİNDEN, KENDİLERİNE ÂYETLERİNİ OKUYAN, ONLARI TEMİZLEYEN, ONLARA KİTABI VE HİKMETİ ÖĞRETEN BİR ELÇİ GÖNDERENDİR. HÂLBUKİ ONLAR, BUNDAN ÖNCE APAÇIK BİR SAPIKLIK İÇİNDE İDİLER.” Rabbimiz özellikle Kitap Ehli içinden değil, ÜMMİLERİN yani Kitap Ehline tabi olmayanların içinden, Hz. Muhammed’i özellikle seçiyor. Ne yazık ki bazı gerçekler ortaya çıkmasın diye, ümmi kelimesine okuma yazma bilmeyen, anasından doğduğu gibi anlamını veriyorlar. Allah’ın Resulü okuma yazma bilmiyordu demek, ona büyük iftiradır saygısızlıktır, önce bunu söylemek isterim. Hz. Muhammed ümmilerin içindeydi ama gerçeklerin arayışında olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz. Allah batılın, hurafenin şirk bataklığına batmış Kitap ehli arasından değil, gerçeklerin arayışında olan Hz. Muhammed’i ümmilerin içinden Elçi olarak seçti. Bu ayette, bu gerçeği bizlere aktarıyor. Bu ayet çok açık şunu söylüyor. Din ve iman ile hiçbir ilgileri olmayan ÜMMİ toplumuna, gerçeklerin arayışında olan ve kendi içlerinden birisini Allah Elçi olarak özellikle seçmiş ve onlara ALLAH’IN AYETLERİNİ OKUYUP TEBLİĞ EDEN VE BÖYLECE ÜMMİLERİ KUR’AN İLE BİLİNÇLENDİREN, BULUŞTURAN BÖYLECE KİRLENMİŞ RUHLARINI TEMİZLEYEN, ONLARI AYDINLATAN ELÇİ GÖNDERDİK DİYOR. Bu ayette Allah’ın Elçisinin, tek kelime bile Allah’ın vahyine ilave ettiğini ya da açık olmayan vahyi açıkladığına dair bir bilgi yok. Elçi/Resul Allah’ın vahyi ile ümmileri ve tüm insanları HİKMETİ yani bilgeliği gerçek hak olanı, Kur’an’ı tebliğ ederek bilinçlenmesini sağlıyor. AÇIKLANMAMIŞ DETAY VERİLMEMİŞ BİR KİTAP NASIL İNSANLARA HİKMETİ ÖĞRETİR. Yani Rabbimiz şunu söylemiyor, Resulün vefatından sonra, Onun rivayet hadislerinden de faydalanın, size hikmeti öğretecek demiyor. Çünkü bizlere hikmeti, bilgeliliği, ilmi veren bizzat Kur’an yani Allah’ın kelamı.

Bizler öyle batıl ve hurafenin etkisindeyiz ki, ALLAH’I VE AYETLERİNİ DUYMAZ OLMUŞUZ. Sanırım Kur’an’ın söylediği gibi, gözlerimiz perdeli kulaklar ve gönüller mühürlenmiş. Allah açık ve net ne söylüyorsa tam tersini anlamaya çalışarak, kendi inançlarımıza kanıtlar yaratmaya çalışıyoruz. Rabbimiz Kur’an’ı açıklamak bizim görevimizdir dememiş miydi? Allah Resulüne ayetleri tebliğ ederken, ya anlayamazsam şüphesiyle onun tedirgin olmasını engellemek için, bakın KIYAME 19. Ayetinde ne diyor. “SONRA ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR.”  Kıyame suresi 14. Ayetinde Allah, bizleri çok önemli bir konuda uyarıp bakın ne diyor. “ARTIK İNSAN, KENDİ KENDİNİN ŞAHİDİDİR. İSTERSE ÖZÜRLERİNİ SAYIP DÖKSÜN.” Rabbimiz Kur’an’ı açıklama konusunda, başka neler söylemiş şimde de ona bakalım. Enam 55. Ayetinde bakın ne diyor. “SUÇLULARIN YOLU DA AÇIĞA ÇIKSIN DİYE, ÂYETLERİ İŞTE BÖYLE AYRI AYRI AÇIKLARIZ.” Ali İmran 138. Ayeti de hatırlayalım. “BU KUR’AN İNSANLARA BİR AÇIKLAMA, TAKVÂ SAHİPLERİ İÇİN DE BİR HİDAYET VE BİR ÖĞÜTTÜR.” Detaylı açıklanmamış bir kitap olsa Kur’an, takva sahiplerine hidayet ve öğüt olabilir mi?  Bu örnekleri verdiğimde kendilerine, sırf ayetlerde geçen kelimelere farklı anlamlar verip, adeta Kur’an’da çelişki yaratarak, Nahl suresi 44. Ayeti örnek veriyorlar. Özellikle diyanetin mealinden yazmak istiyorum ki, konuyu daha iyi anlayabilelim.

Nahl 44: (O peygamberleri) APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK. İNSANLARA, KENDİLERİNE İNDİRİLENİ AÇIKLAMAN VE ONLARIN DA (ÜZERİNDE) DÜŞÜNMELERİ İÇİN SANA BU KUR’AN’I İNDİRDİK. (Diyanet meali)

Bakın ayet nasıl başlıyor. Apaçık belgelerle diyor. Sizce apaçık ne demek? Hiçbir gizli yanı olmayan, şüpheye düşmeyecek şekilde anlaşılan, kuşkuya yer olmayan anlamında. Kur’an’ın tabiriyle MUHKEM. Madem Allah apaçık ayetler göndermiş, nasıl olurda apaçık olan ayetleri, Resulün ayrıca açıkladığını hayatımıza nasıl geçirmemiz gerektiğini O öğretmiştir, bizlerde onun rivayet hadislerinden bunu öğreniyoruz deriz. Hiç aklımızı kullanmıyor muyuz? Hiç mi Kur’an’ın diğer ayetlerinden ders almadık. BU YANLIŞI YAPMAMIZIN TEK BİR NEDENİ VAR. BİZLERİN HALA KUR’AN İLE BULUŞAMADIĞIMIZDAN, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAYACAĞINA İNANDIRILMAMIZ. Buna inandığımız andan itibaren, hemen şu savunmaya geçiyoruz. Çok doğru yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz, çünkü kıldığımız namazın rekât sayıları bile Kur’an’da yok. Zekât ver diyor Allah, ne kadar vereceğimiz bile yok. Bunları çoğaltabilirsiniz. Bizler eğer mezheplerin batıl öğretisini savunacağımıza, Kur’an’ı savunsaydık bu sorulara verecek cevabımız çok açıktı. Allah belirli vakitte bizlerin kıyam rükû ve secde ile salat etmemizi istemiş, hatta vakitlerini de verip, abdest alarak bu ibadeti yapmamızı emrederek, Allah ile baş başa kalıp istediğimiz duayı ona yapmamız konusunda bir sınır koymayıp, zor bir anımızda örneğin savaşta, bunu kısaltmamızda bir sakıncasının olmadığının örneğini Kur’an’da verip, normal zamanda Allah’ın huzurunda ne kadar duracağımızı Allah, bize bırakmıştır dememiz gerekir ama demiyoruz. Çünkü bizleri Kur’an değil, rivayetler yönetiyorda ondan. Zekât konusunda da gereken detayı Allah Kur’an’da vererek, bizleri bu konuda imtihan edip ne demişti hatırlayalım. “YİNE SANA ALLAH YOLUNDA NE HARCAYACAKLARINI SORUYORLAR. DE Kİ: “İHTİYAÇTAN ARTA KALANI.” (Bakara 219) “HAYIR OLARAK NE HARCARSANIZ O” (Bakara 215)

Demek ki Rabbimiz onu da açıklamış ve imtihanımız gereği bizlere özellikle bırakarak, İHTİYAÇTAN ARTA KALANI YA DA HAYIR OLARAK HARCAYACAĞIMIZI ALLAH, BİZLERE BIRAKMIŞTIR. Tabi bu açıklamayı da yeterli görmeyenler, atalarının inancını yaşayabilmek için, Kur’an’ı detay sız açıklanmamış görmeyi daha doğru görmüşler. Bir an söylediklerinin, doğru olduğunu kabul edelim, yani Kur’an açıklanmamış ve detaylı değildir diyelim. Bakın bu söylediklerimizi doğru kabul ettiğimizde, Kur’an’ın diğer ayetleri ile nasıl çeliştiğini göreceksiniz. İsra suresi 36. Ayetinde Allah, “HAKKINDA KESİN BİLGİ SAHİBİ OLMADIĞIN ŞEYİN PEŞİNE DÜŞME” sorumlu tutar, hesabını sorarım diyor. Sizlere hatırlatmak isterim, Allah’ın Resulüne ait olduğu iddia edilen tüm hadislerin başında, BİR RİVAYETE GÖRE diye başlar. Rivayet kelimesinin anlamı da, görüp şahit olmadığın başkasından duyduğun, doğruluğundan emin olamadığın söylenti anlamındadır. Sizce bu bilgilere göre din yaşanır mı, Allah bu bilgilere inanmamıza, Kur’an’a göre onay veriyor mu? Karar sizin.

Düşünmeye devam edelim. Allah emrettiği hükümleri, neden kendisi açıklamasın da, Resulüne bıraksın? Diyelim ki böyle bir görev verdi Resulüne. Resul bu durumda Kur’an’ı yazdırdığı gibi, neden onları da Kur’an’a yazdırmasın? Yazdırmayıp haşa, Resul görevini eksik mi yaptı? Çünkü Resule ait olduğu iddia edilen hadisler, Resulün vefatından yaklaşık 200-250 yıl sonra, insanların aklında kaldığı kadarıyla toplanıp, yazıya geçirildiği rivayet ediliyor. Allah’ın hükümlerinin detayını, nasıl hayatımıza geçireceğimizi bizlerin Allah, rivayetlerden öğrenmemizi istemiş olabilir mi? Çünkü Rabbimiz, Kur’an’ı ben koruyorum diyor, Resulümün sizlere aktaracak rivayet hadislerini de koruyorum demiyor. Gerçi atalarının inancını yaşamaya devam etmek isteyenler onunda kolayını bulmuş, ALLAH KUR’AN’I KORUDUĞU GİBİ, RESULÜN HADİSLERİNİDE KORUYOR diyebiliyorlar. İşte böyle kendimize kanıtlar yaratarak, batılın ardı sıra gidiyoruz. Allah’ın bizlerin İslam’ı yaşarken, böyle bir yolu izlemesini istemesi, KUR’AN’A GÖRE MÜMKÜN DEĞİL, çünkü Allah bu kapıyı kapatmış ve bizlerin emin olmadığımız bilgileri kabul etmemizi yasaklamış. Ayrıca yalnız KUR’AN’IN İPİNE SARILMAMIZI EMRETMİŞ, ÇÜNKÜ KUR’AN’DAN SORUMLU OLDUĞUMUZU BİLDİRMİŞTİR. Kur’an’dan sorumlu olduğumuzu ve yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı emreden Rabbimiz, sizce Kur’an’ı açıklanmamış, detay sız gönderip, bizleri Resulüne ait olduğu iddia edilen rivayet hadislerden de sorumlu tutar mı? Bu sorunun doğru cevabını veremeyene, zaten sözüm yok. İstediğine inanmakta özgürdür, çünkü hepimiz bu dünyada KUR’AN’DAN imtihandan geçiyoruz.

Ne yazık ki bu geçekleri görmek, duymak istemeyen genel bir çoğunluk var. Bende elimden geldiğince bıkmadan, usanmadan Allah sağlık verdikçe yazmaya, Kur’an gerçeklerini din kardeşlerime hatırlatmaya devam edeceğim. Dilerim cümlemiz Kur’an gerçekleri ile buluşan, yaptığımız hatalarımızı Kur’an ışığında görebilen, ALLAH’IN AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ.

Saygılarımla

Haluk GÜMÜŞTABAK

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nahl Suresi 98. Ayet. Kovulmuş Şeytandan, Allah'a Sığınırım. "Her Müslümanın Dikkatle Okuyup Düşünmesi Gereken Bir Ayet."

Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Nahl suresi 98. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, Kur’an okumaya başlarken Allah,  EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM” , diye okumaya başlayın, emri veriyor diye anlatılır. Bu ayetin gerçek uyarısını, İslam toplumundan gizledikleri için, ne yazık ki Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Allah’ın ikazını yerine getirmediğimizden her okuyan yanlış anlıyor, neden mi? Her şeyin bir kuralı var, Kur’an’ı okumanın da elbette bir kuralı olmalı değil mi? Makalemi lütfen sonuna kadar okuyunuz. Gelin bu konu üzerinde önce ayeti yazalım, daha sonrada birlikte düşünelim. Nahl 98:   ŞİMDİ KUR’ÂN OKUMAK İSTEDİĞİN ZAMAN, ÖNCE O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH’A SIĞIN.  (Elmalı meali) Önce ayeti lütfen doğru anlayalım. Sizce Allah bu ayette, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” Yani, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım, diye başlayarak okuyun emrini mi veriyor? Bizler ne yazı...

Dualarımızda Geçen Âmin Sözcüğünün Ana Kaynağı.

Biz Müslümanlarda okuma, araştırma ve sorgulama özelliği çok fazla gelişmediği için, din adına anlatılanları ve öğretilenleri de hiç sorgulamadan hayatımıza geçiriyoruz. Onun içinde büyük hatalar yapmamız kaçınılmaz oluyor. Bugün, üzerinde belki de hiç düşünmediğimiz ve araştırmadığımız bir konu üzerinde, sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler dualarımızın, yada olmasını istediğimiz bir şeyin, Allah’tan isteğimizin bir onayı anlamında kullandığımız,  AMİN  kelimesi üzerinde olacak. BİLİYOR MUSUNUZ BİLMİYORUM AMA ÂMÎN SÖZCÜĞÜ KUR’AN’DA BU ŞEKLİYLE KULLANDIĞIMIZ ANLAMDA, YANİ KABUL ET ALLAH’IM ANLAMINDA HİÇ GEÇMEZ.  Bu kelimenin Kur’an’da geçmediğini gönül rahatlığıyla söyledikleri halde, bakın bu kelimeye delil, kanıt nereden buluyorlar her zaman yaptıkları gibi. Din işleri yüksek kurulunun bu konu ile ilgili yazdığı bir bölümü sizlere yazmak istiyorum, bakın AMİN kelimesine delil ve kanıt neler gösteriliyor.   “Âmîn”, Yüce Allah’ın k...

Allah’ın Resulüne Verdiği Görev Yetki Ve Sorumluluk.

Bugün sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, İslam toplumunun hala farkında olmadığı ve onun içindir ki, Allah ile aldatanların tuzağına rahatlıkla düşütüğü bir konu üzerinde düşünmenizi rica ediyorum. Sizce Allah Resulüne, nasıl bir görev verip yetkilendirmiştir? Şöyle demiş olabilir mi, Resulüm ben sana Kur'an'da ana başlıkları indiriyorum, detayına girmeden gönderiyorum. Sen kullarıma ayetlerimi açıklayıp, nasıl hayata geçireceklerini anlatırsın diyor olabilir mi? Yada şöylemi diyor. Sana verdiğim görevin tanımını izahını yapıyorum, sakın sana indirdiğimin sınırlarını aşma. Senin görevin sadece tebliğ etmek ve toplumu sana verdiğim ilim ve bilgelikle ikna edip, Kur'an'a davet etmektir mi diyor? Bu konuya geçmeden önce, Allah'ın Resulünün Kur’an'ı daha rahat tebliğ edebilmesi, sözlerinin dinlenmesi için, bakın Resulüne kesinlikle itaat edilmesini nasıl emrediyor.    Ali İmran 32:   ŞUNU DA SÖYLE: “ALLAH’A VE RESULE İTAAT EDİN.”EĞ...