Ana içeriğe atla

Sebe Suresi 48-49-50. Ayetlerden, Bizlerin Hiç Ders Almadığımızı Gösteriyor.


 

Değerli dostlarım, hesap günü pişman olmak istemiyorsak, yaşadığımız İslam dinini lütfen Kur’an ile sorgulayalım. Çünkü inanın bu kontrolü yaptığımızda, çok ama çok büyük yanlışlar yaptığımızı görecek ve ben bu yanlışı nasıl yaparım diye, Allah’a affetmesi için dua edeceksiniz. Bu makalemde yine sizlere, İslam’ı yaşarken yaptığımız yanlışlara dikkat çekici bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Önce ayeti yazalım, daha sonra üzerinde birlikte düşünelim.

Sebe 50: DE Kİ: “BEN EĞER SAPMIŞSAM, ANCAK KENDİ ALEYHİME SAPMIŞ OLURUM. EĞER HİDAYETE ERMİŞSEM, BU DA RABBİMİN BANA VAHYETTİĞİ SAYESİNDEDİR. ŞÜPHESİZ O, HAKKIYLA İŞİTENDİR, KULUNA ÇOK YAKINDIR.” (Diyanet meali)

Bakın Allah, Resulünün bizlere ne söylemesini istiyor. Lütfen dikkatle düşünelim. Allah’ın Resulü ben sapmışsam yani yanlış yolda isem, bunu ben bizzat kendim yapmışımdır ve bu benim aleyhimedir diyor. Tam bu esnada İblis‘in Allah’a verdiği bir cevap örneğini vermek istiyorum. Allah Araf suresi 16. ayetinde Hz. Âdem’e boyun eğ secde et dediğinde, İblis nasıl bir cevap vermişti? “BENİ SAPTIRMANA KARŞILIK, BEN DE ONLARI SAPTIRMAK İÇİN, SENİN DOĞRU YOLUNUN ÜZERİNE OTURACAĞIM.” Demek ki Cinlerden olan İblisi saptıran Allah değilmiş, bizzat kendisiymiş. Yani İblis bizim tabirimizle hem suçlu hem güçlü. Yanlışı hatayı bizzat kendi iradesi ile yapıyor ama suçu Allah'ın üzerine atıyor.

Bu örneği neden verdim biliyor musunuz? Aynı hatayı bizlerde yapıyoruz. Kendimiz bizzat nefsimizin duygularımızın etkisinde kalarak büyük hatalar yapıyoruz, sonucunda da başımıza birçok musibetler kötü şeyler geliyor, hatayı kendimizde bulmuyoruz ve ne diyoruz? KADER, ALLAH’IN TAKDİRİ diyerek, yaptığımız yanlışın sonucunu Allah’ın üzerine atıyoruz. İbliste öyle yapmıştı ama fayda etmedi, cezasını gördü.

Ayetin devamında ise yine günümüzde yaptığımız çok büyük yanlışımıza örnek teşkil edecek bir uyarıda bulunuyor Rabbimiz. Bakın yine Allah’ın, özellikle Resulünün bizlere ne söylemesini istiyor. “EĞER HİDAYETE ERMİŞSEM, BU DA RABBİMİN BANA VAHYETTİĞİ SAYESİNDEDİR.” Bildiğiniz gibi Allah’ın Resulü ÜMMİYDİ. Yani hiçbir kitap ehline tabi değildi. Rabbimiz Muhammed kulunu doğruluğundan, dürüstlüğünden, adaletli ve güvenilir oluşundan, yardım severliğinden dolayı onu güven ELÇİSİ seçmiş ve lütfen bu kısma dikkat, neyle hidayete ermiş doğru yolu bulmuş. ALLAH’IN KENDİSİNE VAHYETTİĞİ KUR’AN İLE. Hz. Muhammed O örnek insan, Allah’ın vahyi Kur’an ile hidayete eriyor ama her ne hikmetse bizlere Kur’an yetmiyor. Çok ilginç değil mi? İşte bizlerin hala anlayamadığımız acı gerçeğe, çok güzel bir örnek bu ayet.

Değerli dostlarım, bu can bu bedenden ayrılmadan, elimize sorumlu olduğumuz Kur’an’ı alalım ve dikkatle birçok tercümelerden istifade ederek anlayarak, ayetler arasında bir bağlantı kurarak okuyup hatamızdan, yanlışımızdan dönelim. Bunu yapmazsak hesap günü öyle bir pişman oluruz ki, bunun size tarifini asla yapmamam. Rabbimiz o çetin günün detayını Kur'an'da veriyor ve bizler uyarıyor. Allah Kur’an’da birçok kez yemin ederek, Bu Kur’an’ı sizlere yol gösterici rehber olsun diye anlayasınız ve hiç kimseye muhtaç olmayasınız diye kolaylaştık, yalnız onun ipine sarılın, çünkü ondan sorumlu olacaksınız dediği halde, inanın Allah’ı dinleyen duyan yok. Tam tersine, Kur’an’ın hiç bahsetmediği, beşeri mezheplerin cemaat ve tarikatların dine yaptığı ilaveleri Kur’an’da göremediklerinde, BAKIN İŞTE ŞUNLAR YA DA BUNLAR KUR’AN’DA YOK. DEMEK Kİ HER BİLGİ KUR’AN’DA OLMUYORMUŞ, YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMIYORMUŞ DEME GAFLETİNİ LÜTFEN TERK EDELİM. Allah Kur’an’dan sorumlusunuz emrini verdiyse, sizce Kur’an’da olmayan bir hükümden hesap sorar mı? Elbette sormaz ama bunu, neden akıl edemiyoruz? Sanırım aklımızı, inancımızı yaşarken devre dışı bıraktık ta ondan. Şimdide Sebe suresi 50. Ayetin öncesine bakalım, Rabbimiz elçisine ne diyor.

Sebe 48-49: DE Kİ: “ŞÜPHESİZ RABBİM GERÇEĞİ ORTAYA KOYAR. O, GAYBLERİ HAKKIYLA BİLENDİR. DE Kİ: “HAK GELDİ. ARTIK BATIL YENİ BİR ŞEY ORTAYA ÇIKARAMAZ, ESKİYİ DE GERİ GETİREMEZ.” (Diyanet meali)

Allah aşkına, şu uyarı ayeti tekrar okur musunuz? BU kadar mı Kur’an’dan nasibimizi alamıyoruz. Rabbimiz Elçisine bu uyarıları ikazları, deki kullarıma diye bizlere söylemesini istiyor. ALLAH GERÇEĞİ KUR’AN İLE ORTAYA KOYDU DİYOR. Peki, bizler Allah’ın HAK gerçek olarak indirdiği Kur’an için ne diyoruz?  Kur’an özet bilgidir, her bilgi detaylı Kur’an’da yazmaz, herkes Kur’an’ı anlayamaz. OH ne güzel peki kimler anlar? İşte bu sözlerle kendi ellerimizle İslam dininde RUHBAN SINIFI kurduk, Allah böyle bir emir vermedim dediği halde. Zaten bundan sonrasını, ellerimizle kurduğumuz ruhbanlar istediği gibi Allah’ın dinini kendi çıkarlarına şekillendirdiler. Şimdide HAK HANGİSİ BATIL HANGİSİ ayıramaz olduk.

Sebe suresi 49. Ayetinde bu yanlışımıza, çok açık uyarıda bulunuyor ve bakın ne diyor. “HAK GELDİ. ARTIK BATIL YENİ BİR ŞEY ORTAYA ÇIKARAMAZ, ESKİYİ DE GERİ GETİREMEZ.” Rabbimiz size HAK yani gerçek olanı gönderdim diyor, peki bizler ders alıyor muyuz? Hatta yalnız bu ayette değil, Bakara 147. ayetinde bu konuda apaçık ne söylüyordu? “GERÇEK HAK OLAN, RABBİNDEN GELENDİR. O HALDE KUŞKULANANLARDAN OLMA!” Peki bizler hiç kuşku duymadan, iman ettik Allah’ım, hak yani sorumlu olduğumuz, yalnız senin katından gelen Kur’an’dır mı diyoruz?

Elbette hayır, çünkü bizler atalarımızın inancını ısrarla Allah’ın dini diye yaşamaya devam ediyoruz. Hâlbuki Sebe 49. Ayetinde Allah katından HAK gerçek doğru olan geldi, atalarımızın batıl hurafe inancı, Allah'ın HAK inancının yanında artık hükümranlığını sürdüremez, yaşanması mümkün değildir, yani HAK GELDİ BATIL YOK OLDU DİYOR. Peki, bizler Rabbimizin bu güzel uyarı ve ikazlarını dinliyor muyuz? Kesinlikle hayır, çünkü hala Kur’an ile buluşamadık ta ondan. BİR BAŞKA ŞEKLİYLE SÖYLEMEK GEREKİRSE, ALLAH’IN BİZ KULLARINA GÖNDERDİĞİ MESAJI, BİZLERE ULAŞMASIN DİYE ELİMİZDEN KUR'AN'I SEN ANLAYAMAZSIN DİYE ALDILAR. YERİNE ELLERİYLE YAZDIKALRI BATILI, HURAFEYİ ALLAH'IN DİNİ DİYE ELİMİZE VERDİLER. BÖYLECE KUR'AN İLE ARAMIZA, YÜKSEK BİR DUVAR ÖRDÜLER.

Değerli dostlarım, kardeşlerim bizlere vurulan bu prangayı, gaflet zincirini gelin ellerimizle kıralım. Rabbimizin biz kullarına gönderdiği mektubu, siz anlayamazsınız diyenlere inat açalım ve anladığımız dilden birçok tercümelerden faydalanarak okuyalım. Yanlış anlarım diye lütfen korkmayın. Çünkü Allah yemin ederek Kur’an’ı kolaylaştırdığını ve nice örnekler vererek bizzat kendisinin açıkladığını söylüyor. Dikkatinizi çekmiştir, Kur’an’da aynı konuda birçok tekrarlar var. Bunun nedeni bir ayetin anlamını tahrif etmek istediklerinde, diğer ayette bu tahrif saptırma anlaşılsın diyedir. Allah boşuna düşün aklını kullan ey kulum diye uyarmıyor.

ALLAH’IN SÖZLERİNE, UYARILARINA GÜVENİP KUR’AN’I ANLAYABİLMEK ADINA ÇABA HARCAYANA NE MUTLU. Çaba bizden yardım yüce Rabbimizden. Allah bu yolda çaba harcayanın gönül gözünü açarım diyor, lütfen unutmayalım. Allah cümlemizin bu yolda yardımcısı olsun.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nahl Suresi 98. Ayet. Kovulmuş Şeytandan, Allah'a Sığınırım. "Her Müslümanın Dikkatle Okuyup Düşünmesi Gereken Bir Ayet."

Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Nahl suresi 98. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, Kur’an okumaya başlarken Allah,  EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM” , diye okumaya başlayın, emri veriyor diye anlatılır. Bu ayetin gerçek uyarısını, İslam toplumundan gizledikleri için, ne yazık ki Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Allah’ın ikazını yerine getirmediğimizden her okuyan yanlış anlıyor, neden mi? Her şeyin bir kuralı var, Kur’an’ı okumanın da elbette bir kuralı olmalı değil mi? Makalemi lütfen sonuna kadar okuyunuz. Gelin bu konu üzerinde önce ayeti yazalım, daha sonrada birlikte düşünelim. Nahl 98:   ŞİMDİ KUR’ÂN OKUMAK İSTEDİĞİN ZAMAN, ÖNCE O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH’A SIĞIN.  (Elmalı meali) Önce ayeti lütfen doğru anlayalım. Sizce Allah bu ayette, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” Yani, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım, diye başlayarak okuyun emrini mi veriyor? Bizler ne yazı...

Allah’ın Resulüne Verdiği Görev Yetki Ve Sorumluluk.

Bugün sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, İslam toplumunun hala farkında olmadığı ve onun içindir ki, Allah ile aldatanların tuzağına rahatlıkla düşütüğü bir konu üzerinde düşünmenizi rica ediyorum. Sizce Allah Resulüne, nasıl bir görev verip yetkilendirmiştir? Şöyle demiş olabilir mi, Resulüm ben sana Kur'an'da ana başlıkları indiriyorum, detayına girmeden gönderiyorum. Sen kullarıma ayetlerimi açıklayıp, nasıl hayata geçireceklerini anlatırsın diyor olabilir mi? Yada şöylemi diyor. Sana verdiğim görevin tanımını izahını yapıyorum, sakın sana indirdiğimin sınırlarını aşma. Senin görevin sadece tebliğ etmek ve toplumu sana verdiğim ilim ve bilgelikle ikna edip, Kur'an'a davet etmektir mi diyor? Bu konuya geçmeden önce, Allah'ın Resulünün Kur’an'ı daha rahat tebliğ edebilmesi, sözlerinin dinlenmesi için, bakın Resulüne kesinlikle itaat edilmesini nasıl emrediyor.    Ali İmran 32:   ŞUNU DA SÖYLE: “ALLAH’A VE RESULE İTAAT EDİN.”EĞ...

Kur'an’da Geçen Nebi Resul Kavramaları Ne Anlama Geliyor.

Kur’an'da Nebi ve Resul kavramları çok geçer. Bu kelimelerin anlamları konusunda, birçok görüşler ileri sürenler vardır. Hatta Kur’an'da geçen Nebi ve Resul kelimelerinin ortak ismi olduğu söylenen, ayetler tercüme edilirken Arapça olmayan Farsça olan, Peygamber olarak genelde tercüme edildiğini görürüz. Bu kelimenin aslında bizlerin dilinde, alışkanlık haline de geldiğini söylemeliyim, buna bende dâhilim.  Peygamber haber getiren anlamındadır, ama Nebinin anlamı çok farklıdır.  Öyle ayetler var ki,  NEBİ ve RESUL  kelimesine peygamber der geçersek, ayetlerin anlamlarında farklılaşma olduğu gibi, ayetler arasında da çelişkiler yaratırız. Ayrıca ayetin özellikle bizlere vermek istediğini de anlayamayız. Yoksa normal konuşma esnasında, peygamber dendiğinde hepimiz kimden bahsedildiğini biliyoruz, burada bir sorun olmuyor. Belki de kolayımıza da geliyor diyebiliriz.  Allah aynı ayette bazen, her iki kelimeyi de kullanıyor. Eğer bu iki kelime aynı anlama gelseydi, ...