Ana içeriğe atla

KUR'AN DA GEÇEN TAĞUT NE ANLAMA GELİYOR?


Kur’an'da Allah bizlerin, TAĞUT tan sakınmamız konusunda birçok ayetinde ikaz eder ve uyarır. Hatta gerçek bir iman eden olabilmek içinde, onunla mücadele etmemiz gerektiğini de belirtir. Çok daha ilginci, bir Müslüman önce tağutu açıkça ve gönülden inkâr etmeli, ondan uzaklaşmalı, daha sonrada Allah ın kitabı Kur’an a sarılmalıdır der.  Yani iman eden bir Müslümanın sakınması gereken en önemli konu, tağuttan uzak durmak olduğu anlaşılıyor. Ayeti yazalım.

Bakara 256: DİNDE ZORLAMA YOKTUR. Artık doğru, yanlıştan ayrılmıştır. O HALDE TAĞÛTU/İNSANI ALLAH'TAN UZAKLAŞTIRAN HER ŞEYİ İNKÂR EDİP, ALLAH'A İNANANLAR, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam kulpa tutunmuşlardır. Zira, Allah her şeyi işitendir; her şeyi bilendir. (Bayraktar Bayraklı)

Ayette dikkat çeken en önemli konu, dinde zorlama olmadığı, herkesin isteyerek gönülden ve içten iman etmesi gerektiği, inancının zorla olamayacağını söylüyor. Zaten Allah bu dünyada hepimizin, imtihan olduğunu söylemiyor muydu? Zorla imtihan olmaz. Devamında aslında çok önemli bir uyarı yapıyor Allah bizlere ve diyor ki; DOĞRU, YANLIŞTAN AYRILMIŞTIR. Peki, bu sözlerle Rabbimiz neyi kast ediyor? Elbette bizlere yol gösterici olarak gönderdiği KUR’AN dan. Yani sizlere gelen Kur'an, doğru ile yanlışı sizlere apaçık bildirmiştir. Sakın onun yanına, başka yol gösterici kitaplar koymayın, tağut sizi Allah ile aldatır diyor. Demek ki Kur’an'ın sınırlarını aşan, Allah emretmediği halde bunlarda Allah katındandır diyerek Kitabın dışına çıkanlar SAPIKLIĞA, ŞEYTANIN YOLUNA ADIM ATTIKLARINI, DAHA AÇIKÇASI TAĞUTA UYDUKLARINI ANLIYORUZ.

Ayetin devamında ise, her kim TAĞUTU inkâr edip, yani bizleri Allah'ın emirlerinden onun yolundan uzaklaştıranları inkar edip onlardan uzaklaşıp , Allah'ın yoluna girerde, yalnız KUR’AN'ın ipine sarılırsa sağlam ve en doğru kulpa sarılmış olur diyor. Demek ki gerçek bir Müslüman, TAĞUT un hükümranlığından tamamen kopmalı ve uzaklaşmalıymış, önce bunu anlamalıyız. Hatırlatmak isterim, bu uyarıları Allah iman ettiğini söyleyen kullarına yapıyor. Çünkü o iman edenler, bu hataları çok fazla yapıyorda ondan.  BUNUN ANLAMI, KUR’AN'A VE ONUN HÜKÜMLERİNE İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEDİKTEN SONRA BİR MÜSLÜMAN, ASLA TAĞUT UN YANİ BATIL VE HURAFEYE DAVET EDENLERİN İNANAÇLARININ BİR TANESİNE BİLE İNANMAMASI GEREKTİĞİ, ÖZELLİKLE BELİRTİLİYOR. Bu ayetin devamındaki ayete bakalım şimdi de.

Bakara 257: Allah inananların dostudur, ONLARI KARANLIKLARDAN AYDINLIĞA ÇIKARIR. İNKÂR EDENLERİN DOSTLARI İSE TÂĞÛTTUR; ONLARI AYDINLIKTAN ALIP KARANLIKLARA GÖTÜRÜR. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada uzun süreli kalırlar.  (Bayraktar Bayraklı)

Bu konuyu bu iki ayet, aslında çok açık anlatıyor. Allah iman edenlerin velisi-dostudur diyor ama devamında, inkar edenlerin velisi-dostu ise TAĞUTTUR açıklaması yapıyor. Allah'ı veli dost edinenleri Allah, karanlıktan aydınlığa çıkaracağını bildiriyor. Allah'ın yanında edindikleri veli, şeyh, efendi, gavs dedikleri kişileri, din adına yol gösterici güvenilecek dost edinenler ise aydınlıktan karanlığa doğru götürecekleri uyarısı yapılıyor. Peki ayette inkarcılar dediği kimler, Allah'a ve kitaplarına tümden inanmayanlar mı? Öyle anlarsak anlatılanları asla doğru anlayamayız. Burada bahsedilen inkarcılar,  Allah yalnız Kur’an'ın ipine sarılın, güvenilecek veliniz yalnız Allah tır dediği halde,  bu emirleri göz ardı edip görmezden gelerek, Allah'ın kitabının yanına kitaplar koyan, yalnız Allah'ı veli edinmeyip, kurtuluşları için edindikleri velilere, şeyhlere, gavlara ihtiyaçlarının olduğunu söyleyenler bu insaanlar. BİR BAŞKA DEYİŞLE, ALLAH DAN BAŞKA ŞEFAATÇİ ARAYANLAR. VELİSİ, ŞEYHİ OLMAYAN CENNETE GİDEMEZ DİYENLER.

Bakın tüm bunlara inananların, aydınlıktan karanlığa sürükleneceğini söylüyor. Allah Kur’an'ın sınırlarını aşanlara, Allah hükmetmediği halde, bunlarda Allah katındandır diyenlere, KÂFİR/İNKARCI DİYOR. TÜM BU YANLIŞ BİLGİLERİ TOPLUMA ANLATANLAR, ALLAH KUR’AN'DA EMRETMEDİĞİ HALDE, BUNLARDA ALLAH KATINDANDIR DİYEREK, TOPLUMU ALDATANLAR TAĞUTTUR.

TAĞUT kelimesini çok kısa tarif etmek gerekirse, TAŞKINLIK YAPAN, İTİRAZ EDEN, ALLAH'IN KOYDUĞU SINIRLARI AŞAN, YOLDAN SAPTIRAN diyebiliriz. Bu kelime kişiye hitap eden bir kelimedir. Daha geniş anlamda TAĞUT, Allah'ın koyduğu ölçü ve kurallar dışında kurallar koyan. Toplumu kendi menfaatleri doğrultusunda Allah'ın yolundan saptıran, Allah'ın hükümlerini görmezden gelinmesini sağlayan, diye tarif edebiliriz. Bir kişi, Allah'ın hükümlerinin dışına çıkarmaya çalışıyor ve Allah'ın emri diye beşeri kanunları, Allah'ın dini diye anlatıyorsa, işte o kişi TAĞUTTUR. Şimdi vereceğim ayet TAĞUT kelimesiyle, Allah'ın kimden bahsettiğini daha güzel açıklıyor. 

Nisa 60: Şunları görmüyor musun? KENDİLERİNİN SANA İNDİRİLENE VE SENDEN ÖNCE İNDİRİLENE İNANDIKLARINI İLERİ SÜRÜYORLAR DA, TAĞUTA İNANMAMALARI KENDİLERİNE EMROLUNDUĞU HALDE, TAĞUT ÖNÜNDE MUHAKEMELEŞMEK İSTİYORLAR. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor. (Elmalı meali)

Allah elçisine hitap ederek, bakın ne diyor. Sana ve daha önce gönderdiğim kitaplara, iman ettiklerini söyledikleri halde, asla kabul etmemeleri gereken, TAĞUTUN, Allah emretmediği halde dine soktukları batıl ve hurafelere de iman etmeleri ve daha da kötüsü, Allah'ın emirleri dururken, BATILI HAKEM OLARAK KABUL EDİYORLAR DİYOR. Sanırım bu ayet hem Tağutun ne olduğunu hem de, ona inananların kimler olduğuna daha güzel açıklık getiriyor.

Bu ayetten aldığımız dersi, şimdide kendi yaşantımıza uygulayalım.  Allah elçisine ve toplumu yönetenlere nasıl bir emir veriyordu? SİZLERE İNDİRDİĞİMLE, YANİ KUR’AN İLE TOPLUMA HÜKMEDİN. Peki, bugün bizler neler söylüyoruz bu konuda? Ya da şeriatla yönetildiğini iddia eden ülkeler ne yapıyorlar? Yalnız Kur’an'ın verdiği hükümlerle mi yönetiyorlar, yoksa Allah'ın asla bahsetmediği, hatta bahsi geçen hükmün dahi tersi olan FIKIH yani beşerin, mezheplerin koyduğu hükümlerle mi yönetiliyorlar? Ne yazık ki, Allah'ın kelamı Kur’an, herkesin anlayamayacağı her bilginin olmadığı, detaysız bir kitap ilan edilip, kimin ya da kimlerin söylediği dahi belli olmayan bilgilerle İslam yaşanıyor. Çok daha ilginci, ayrıca edindiğimiz şeyhler, efendiler, gavslarların, velilerin verdiği din adına hükümlerle, o kişilerin yazdığı kitaplarla, inancımızı yaşıyoruz ve bu kişileri öyle yüceltiyoruz ki, Allah'dan dilememiz gereken ŞEFAATİ onlardan diliyoruz. SİZCE BU VE BUNA BENZER DAVRANIŞLAR, TAĞUT UN ARDINA DÜŞMEK DEĞİL DE NEDİR?  Kur’an'dan örnek verelim.

Nisa 51: ALLAH’IN KİTABI’NDAN BİLGİ SAHİBİ OLANLARI GÖRMEDİN Mİ? PUTLARA VE AZGINLARA GÜVENİYORLAR DA AYETLERİ GÖRMEZLİKTE DİRENENLERİ (KÂFİRLERİ) MEMNUN ETMEK İÇİN "BUNLARIN YOLU, MÜSLÜMANLARIN YOLUNDAN DAHA DOĞRUDUR." DİYORLARDI. (Süleymaniye vakfı)

Aslında ayette bahsedilen TAĞUT un ve onlara inananların, hangi konularda inandığı çok açık anlaşılıyor. Allah kendilerine, yol gösterici kitaplar gönderdiğim halde, KİTAPLARDAN SAPARAK, Allah'ın yanında edidikleri puta/ tağuta inanıyorlar diyor. Buradaki Put edindikleri veli/gavs dedikleri kişilere, olağan üstü güç ve yetkiler vererek, Allah'ın yanında onları şefaatçi edindikleri kişiler. Hatırlatmak isterim tüm bunları yapanlar Allah'ı, elçilerini, hatta gönderdikleri kitapları tamamen inkâr etmiyorlar. Bunları bildikleri halde yeterli görmeyip, tam tersini hayatlarına geçirerek, kendilerince putlaştırmış olduğu kişileri, Allah'ın yanında şefaatçiler edindikleri için Allah bunları ikaz ediyor. 

Kur’an'da isimleri ile örnekleri verilen putlar LAT, UZZA, MENAT tır biliyorsunuz. O günkü toplumlar bunlara Allah diye tapmıyorlardı, bunu unutmayalım. Bunlar kendi dönemlerinde yaşamış, toplum tarafından sevilen, HACCA gelen insanlara yardımda bulunan kişilerin isimleriydi. Cahiliye toplumu, Allah'ın gönderdiği kitaplardan o kadar sapmışlardı ki, şefaati ve yardımı yalnız Allah'dan dilemeleri gerekirken, bu kişilerin heykellerini yapıp, KABEYE koyan toplum, ibadetlerini yaparken, bu kişileri Allah ile aracı yaparak onlardan şefaat dilemekteydiler ve şöyle diyorlardı. BU İNSANLAR ALLAH IN SEVGİLİ KULLARIDIR, ALLAH ONLARIN HATIRINI KIRMAZ VE BİZİM GÜNAHLARIMIZI AFFEDER İNANCI VARDI.  Sanırım bu yanlış inanç, sizlere hiç yabancı gelmedi. Allah'da yapılan bu yanlışa dikkat çekiyor. Bizlerde camilerimizde, bireysel ibadetlerimizde, yalnız Allah'dan mı şefaat diliyoruz sizce? ŞEFAAT YA RESULALLAH, NE DEMEK FARKINDAMISINIZ? Allah dan dilememiz gereken şefaati, nasıl olurda Allah'ın elçisinden dileriz. Hâlbuki Allah'ın Elçisi kendi günahları için affı, şefaati Allah dan dilemiyor muydu? İşte bizler TAĞUTLARIN öğretisiyle, böyle yaşıyoruz İslam'ı. Ama farkında bile değiliz.

Putlaştırdıkları insanların yanında, yine Allah'ın gönderdiği kitaplarda yapılan uyarılar göz ardı edilerek, Allah'ın kanunlarının dışına sakın çıkmayın dendiği halde, sırf çıkarları ve menfaatleri için, TAĞUTLAR edinmekten çekinmemişler ve inançlarını Allah'ın yolundan saptırmışlardır. Düşünebiliyor musunuz, Allah'ın koyduğu kanunun dışına çıkmak, onu görmezden gelmek, onun yerine başka hükümleri din diye kabul etmek bile, bizleri nefislerimizde TAĞUTLARIN ESİRİ YAPAR

Gelelim günümüze, sizce bizler TAĞUT un tüm batılından, hurafesinden kurtulup, arınıp yalnız Allah'a teslim olup, Kur’an'ın yolundan mı gidiyoruz, yoksa nefislerimizde putlaştırdığımız rivayet ve sanı inançları dine sokarak, TAĞUTLARIN ardı sıra mı gidiyoruz? Değerli din kardeşlerim, eğer Allah'ın kelamı Kur’an'ı imanımız adına yeterli görmeyip, onun sınırlarının dışına çıkarak, Kur’an'da her bilgi detaylı yoktur diyerek, asla emin olmadığımız sözlerin, kişilerin ardı sıra gidiyorsak, BİZLERDE TAĞUTU İNKÂR ETMEDEN, İMAN ETMİŞLERDEN SAYILIRIZ. Yani hakka batıl karıştıranlardan oluruz. BÖYLECE ALLAH'IN İSTEDİĞİ, SAĞLAM BİR İMAN SAHİBİ ASLA OLAMAYIZ.  Lütfen şunu kendi nefsimizde düşünelim. Allah namaz kılın emrini verip, namazımızın kaç rekat olacağı konusunda bir üst sınır koymadıysa, sizce bunu bir eksiklik mi görmeliyiz, yoksa Allah bunu bizlere bırakmıştır mı demeliyiz, ne dersiniz. Allah asla vermediği bir hükümden kulunu sorumlu tutmaz bunu unutmayalım. Dine yapılan ilaveleri Kur'an'da görmediğimizde, lütfen mezheplerin öğretisini dinin önüne alıp, bakın Kur'an'da namazın kaç rekat olduğu bile yazmıyor diyere, Allah'ın nurunu küçümsemeyelim inanın pişman oluruz. 

TAĞUTU tamamen inkâr eden, terk eden bir insan, Allah'ın kitabı Kur’an'da bahsetmediği hiçbir şeyi, dinin aslı unsuru asla yapmaz. Sağlam ve güçlü bir imana sahip olmak isteyen bir Müslüman, asla hakka batıl karıştırmaz, emin olmadığı bir bilgininde ardı sıra gitmez. Dilerim cümlemiz, TAĞUTUN etkisinden tamamen kurtulmuş, yalnız Allah'ın ipi KUR'AN'A sarılan, Rabbin azınlık Halis kullarından oluruz. 

Saygılarımla

Haluk GÜMÜŞTABAK

https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nahl Suresi 98. Ayet. Kovulmuş Şeytandan, Allah'a Sığınırım. "Her Müslümanın Dikkatle Okuyup Düşünmesi Gereken Bir Ayet."

Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Nahl suresi 98. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, Kur’an okumaya başlarken Allah,  EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM” , diye okumaya başlayın, emri veriyor diye anlatılır. Bu ayetin gerçek uyarısını, İslam toplumundan gizledikleri için, ne yazık ki Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Allah’ın ikazını yerine getirmediğimizden her okuyan yanlış anlıyor, neden mi? Her şeyin bir kuralı var, Kur’an’ı okumanın da elbette bir kuralı olmalı değil mi? Makalemi lütfen sonuna kadar okuyunuz. Gelin bu konu üzerinde önce ayeti yazalım, daha sonrada birlikte düşünelim. Nahl 98:   ŞİMDİ KUR’ÂN OKUMAK İSTEDİĞİN ZAMAN, ÖNCE O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH’A SIĞIN.  (Elmalı meali) Önce ayeti lütfen doğru anlayalım. Sizce Allah bu ayette, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” Yani, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım, diye başlayarak okuyun emrini mi veriyor? Bizler ne yazı...

Allah’ın Resulüne Verdiği Görev Yetki Ve Sorumluluk.

Bugün sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, İslam toplumunun hala farkında olmadığı ve onun içindir ki, Allah ile aldatanların tuzağına rahatlıkla düşütüğü bir konu üzerinde düşünmenizi rica ediyorum. Sizce Allah Resulüne, nasıl bir görev verip yetkilendirmiştir? Şöyle demiş olabilir mi, Resulüm ben sana Kur'an'da ana başlıkları indiriyorum, detayına girmeden gönderiyorum. Sen kullarıma ayetlerimi açıklayıp, nasıl hayata geçireceklerini anlatırsın diyor olabilir mi? Yada şöylemi diyor. Sana verdiğim görevin tanımını izahını yapıyorum, sakın sana indirdiğimin sınırlarını aşma. Senin görevin sadece tebliğ etmek ve toplumu sana verdiğim ilim ve bilgelikle ikna edip, Kur'an'a davet etmektir mi diyor? Bu konuya geçmeden önce, Allah'ın Resulünün Kur’an'ı daha rahat tebliğ edebilmesi, sözlerinin dinlenmesi için, bakın Resulüne kesinlikle itaat edilmesini nasıl emrediyor.    Ali İmran 32:   ŞUNU DA SÖYLE: “ALLAH’A VE RESULE İTAAT EDİN.”EĞ...

Kur'an’da Geçen Nebi Resul Kavramaları Ne Anlama Geliyor.

Kur’an'da Nebi ve Resul kavramları çok geçer. Bu kelimelerin anlamları konusunda, birçok görüşler ileri sürenler vardır. Hatta Kur’an'da geçen Nebi ve Resul kelimelerinin ortak ismi olduğu söylenen, ayetler tercüme edilirken Arapça olmayan Farsça olan, Peygamber olarak genelde tercüme edildiğini görürüz. Bu kelimenin aslında bizlerin dilinde, alışkanlık haline de geldiğini söylemeliyim, buna bende dâhilim.  Peygamber haber getiren anlamındadır, ama Nebinin anlamı çok farklıdır.  Öyle ayetler var ki,  NEBİ ve RESUL  kelimesine peygamber der geçersek, ayetlerin anlamlarında farklılaşma olduğu gibi, ayetler arasında da çelişkiler yaratırız. Ayrıca ayetin özellikle bizlere vermek istediğini de anlayamayız. Yoksa normal konuşma esnasında, peygamber dendiğinde hepimiz kimden bahsedildiğini biliyoruz, burada bir sorun olmuyor. Belki de kolayımıza da geliyor diyebiliriz.  Allah aynı ayette bazen, her iki kelimeyi de kullanıyor. Eğer bu iki kelime aynı anlama gelseydi, ...