Ana içeriğe atla

İslam Dininde Liderlik, HALİFELİK Konusu Üzerine.




Günümüzde çok konuşulan bir konu var. İslam toplumlarının dini bir lidere ihtiyacı vardır, dini lider HALİFE etrafında birleşilmelidir diyenleri duyarız. Halife kelimesini araştırdığınızda, şöyle bir anlamı olduğunu görürsünüz. “HAZRETİ MUHAMMET’TEN SONRA, ONUN VEKİLİ OLARAK MÜSLÜMANLARIN İMAMLIĞINI VE ŞERİATIN KORUYUCULUĞUNU YAPMAKLA GÖREVLİ KİMSE.” Önce şunu hatırlatmak isterim, bu düşünce ve inanç Kur'an'ın asla emri olmayıp, Yahudi ve Hristiyanlarda olan bir inançtır. Örneğin papalık gibi. Allah ruhban sınıfı yada dini liderlik diye bir makam İslam dininde asla oluşturmamış, KUR'AN'DA ÖRNEĞİNİ DAHİ VERMEMİŞ, tam tersine bunu yasaklamıştır. Onun içindir ki Allah, güvenilecek ardı sıra gidilecek VELİNİN yalnız benim, kendinize VELİLER edinip ardı sıra gitmeyin diye uyarmıştır. Yani İslam tek başına yaşanır, onun için Rabbimiz DİNDE ZORLAMA YOKTUR DEMİŞTİR. ALLAH'IN ELÇİSİNİN VEKİLLİĞİNİ HİÇ KİMSE YAPAMAZ. Çünkü böyle bir görevi yapmaya İslam dininde, hiç kimsenin yetkisi ve salahiyeti yoktur. Görevi Allah vermiştir ve Allah'ın Resulü vefat etmeden öncede, en yakınlarına bile benden sonra bu görevimi sen devam ettir şeklinde bir yetki vermemiştir, zaten veremezdi de. Çünkü böyle bir görevi, yetkiyi Allah'tan başka kimse veremez. Çok ilginçtir Allah, dinde sakın bölünmeyin diye uyardığı halde, mezheplere, cemaat ve tarikatlara bölünmekte zenginlik vardır diyen İslam toplumu, nasıl olurda İslam dininde din adına tek bir lider etrafında birleşir, bunu da mı akıl edemiyoruz. 
 
Allah görev verdiği Resullerini de her an kontrol edip gerektiğinde uyardığını Kur'an'dan öğreniyoruz. Çünkü biz insanların hata yapmaması mümkün değil, hatasız kul olmaz deriz hatırlayınız. Böyle bir makam oluşturursak, Allah'ın Resulünün yetki ve görevleriyle onu donatmış oluruz, BUDA ŞİRKTİR. Tekrar hatırlatmak istiyorum, İslam dininde ruhban sınıfı yoktur, böyle bir sınıf yada lider oluşturursanız, ruhbanlığı yaratmış olursunuz. Hıristiyanlarda olduğu gibi Papa ya da papazların, Allah ile kulu arasında aracılık, topluma din adına liderlik yaptığı gibi, İslam dininde aracılık ya da liderlik yapacak, dini yönetecek bir sınıf asla yoktur. Ne yazık ki bizlerin elinden Kur'an'ı alıp sen anlayamazsın diyerek, Kur'an'ı anlamadan okuttukları için, bakın şunları rahatlıkla söyleyebiliyorlar. "İSLAM'İN LİDERİNİN (HALİFELİGİN) YASAKLANMASİ BİR SUCTUR. BUTUN DİNLERİN BİR LİDERİ VAR, SADECE ISLAM'İN YOK. HERKESİN VARKEN, BİZİM NİYE YOK?" Eğer zikir ehli olsaydık, asla bu sözleri söylemezdik.
 
Allah Resulüne, sana indirdiğim Kur’an ile onlara hükmet demiştir. Yani ayette de belirttiği gibi, "RESULE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR" diye de bizlere bildiriyor. Hükümlerde çok açıktır. Kur’an'da toplumun düzeni ile ilgili konularda açıklama yapılmış, cezalar getirilmiş, imanı ilgilendiren konularda ise asla bu dünyada Allah'ın Resulünün bile, kişisel olarak inanç kurallarını yerine getirmeyenlere, ceza verme yetkisi verilmemiştir. Çünkü imtihanımız gereği dinde zorlama yoktur. Kur’an'ın hiçbir yerinde namaz kılmayana, oruç tutmayana şöyle ceza verilir diye bir hüküm yoktur. ÇÜNKÜ ALLAH RESULÜNE, TEBLİĞ ETMEK SANA, HESAP SORMAK BİZE DÜŞER DİYE HÜKMÜNÜ BİLDİRMİŞTİR. Allah'ın şeriatını, yani kanunlarını, kitabını yine Allah ben koruyorum diyor. Bu konuda çok açık bir şekilde Kur’an'ı koruması altına aldığını bildirmiştir. Her Müslüman, Kur’an'ı tebliğ aldıktan sonra, onu tebliğ etmek, çevresine anlatmak görevi vardır. Kur’an'ı tebliğden sonra koruma ve anlatma görevi, özellikle bir kişiye verilmemiştir.  
 
Bu durumda Dört halifenin konumu nedir? Bu ismi veren ve bu yetkilerin olduğunu söyleyen bizleriz. Yoksa dört halife nin hiç birisi, Allah'ın Resulünün dini konularda vekili değildi, böyle bir iddiaları da yoktu. Böyle bir görevi de üstlendiklerine dair hiçbir bilgi yoktur. Allah'ın Resulüne en yakın olan bu insanlar, bu gerçeği çok iyi biliyorlardı. VEKİLLİK ASLİ GÖREV SAHİBİNİN, YETKİSİNİ DEVRETMESİYLE OLURALLAH'IN RESULÜ VEFAT ETMEDEN ÖNCE, ASLA BÖYLE BİR YETKİYLE HİÇ KİMSEYİ GÖREVLENDİRMEMİŞTİR. ONUN İÇİNDE DİNİ LİDERLİK, VEKİLLİK DİYE BİR MAKAM İSLAM DİNİNDE, ALLAH'IN RESULÜNDEN SONRA OLMAMIŞTIR. Böyle bir makam oluşturulmaya çalışıldığı için, İslam mezheplere, fırkalara bölünmüştür. Allah sakın dinde bölünmeyin dediği halde, bu yanlış yapılmaya çalışılmıştır. KUR'AN'DA HİLAFET KELİMESİ GEÇMEZ. Bunu göremeyenler her zaman yaptıkları gibi Allah'ın Resulünün adını kullanmışlar ve rivayet hadis uydurarak bu makamın peşini bırakmak istememişlerdir. Çünkü bu makamın gücüne sahip olmak istemişlerdir. Özellikle Hristiyanlıkta bu gücü elinde tutmak isteyen papa ve papazlar devleti yöneten kralları bile etkisi altına almışlardır. Bununla ilgili toplumun kafasını karıştırmak isteyenler, bakın neler uydurmuşlar, her zaman olduğu gibi.
 

“Hilâfet’in yeniden kurulması DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAKİ TÜM MÜSLÜMANLAR ÜZERİNE FARZDIR. Tıpkı Allah'ın farzlarından bir farz gibi, bu farz da; seçme hakkının, ruhsatın olmadığı bir farzdır. Bu nedenle Hilâfet’in kurulması yolunda en ufak bir ihmal dahi büyük bir günah ve isyandır. ALLAH BU GÜNAHI İŞLEYENLERİ ŞİDDETLİ BİR ŞEKİLDE CEZALANDIRACAKTIR.

Hilâfet’in kurulmasını tüm Müslümanlara farz kılan DELİLLER SÜNNET VE SAHABENİN İCMÂ'IDIR.
Sünnetteki delil Nafi'den rivayet edilen şu hadistir: "Hz Ömer bana dedi ki: Rasulullah (s.a.v)’in şöyle dediğini işittim:
"Kim Allah'a itaatten elini çekerse, Kıyamet gününde lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allahu Teâla’yla karşılaşacaktır. Kim de boynunda Halife’ye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür."(Müslim K. İmara H. No: 1851)”

Müslim'den rivayetle Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Kim bir imama biat edip elini sıkar ve kalbinin meyvesini verirse (rıza gösterirse) gücünün yettiği kadar itaat etsin. Eğer (iktidarı ele geçirmek için) onunla çekişecek bir kişi ortaya çıkarsa bu kişinin boynunu vurun." (Müslim K. İmara Bab 10 H. N: 1844)

Dört halife seçimle gelmiştir ve kendileri o toplumun yönetiminden sorumlu, devlet başkanlarıydı. Allah'ın Resulünün makamının, İslam'ı tebliğ görevinin vekili değildi. Toplumun lideriydi. Toplumu daha önce yöneten Hz. Muhammed'in halefiydi. DİNİ LİDERİ ALLAH SEÇER ELÇİ/RESUL OLARAK, İNSANLAR DEĞİL. Hatırlayınız lütfen, Allah Resulüme uyun diyordu Kur’an'da. Eğer dini bir lider seçersek, seçtiğimiz dini lidere nasıl olurda güvenebiliriz, Allah'ın Resulüne güvendiğimiz gibi. Hükmü veren yalnız Allah'tır, oda Kur’an'ın çizdiği sınırlarla sabittir. Seçimle gelmiş her lider/devlet başkanı toplumuna Kur’an'ın adaletiyle hükmetmelidir. Ne yazık ki Allah'ın koyduğu sınırlar, geçmiş toplumların kendi inisiyatifleriyle oluşturdukları HALİFELİK makamıyla bozulmuş, din adına bu makamlar kullanılarak, dine ilaveler yapılarak, Kur’an'ın yanında beşeri FIKIH inancı oluşturulmuştur. YAHUDİ VE HRİSTİYAN TOPLUMLARININ İNANÇLARININ BOZULMASININ NEDENİ, RUHBANLIK BİZİM TABİRİMİZLE HALİFELİK MAKAMININ YARATILMASI İLE OLMUŞTUR.
 
Dini liderlik kisvesi altında yapılan bu makam, öyle bir hal almıştır ki, devleti yönetenlerin de etkisiyle, adeta din toplumun üstünde baskı aracı olarak kullanılmıştır. Fetva makamları oluşturulup, gündelik serbest yaşam hayatı, Allah'ın asla karışmadığı sınırlama getirmediği konularda bile fetvalar verilerek, toplum istedikleri gibi yönetilmiş ve istedikleri kalıplara sokulmuştur. Öyle olunca da düşünemeyen, özgür olmayan bir toplum yaratılarak, toplumların önlerine büyük bir set çekilmiştir. Fetva dini konularda yargıda bulunmak, din adına olur vermek anlamındadır ki, bunun hükmünü Allah'tan başka kimse veremez. Oda Kur’an'da açıkça belirtilmiştir ve Allah sizleri Kur’an'dan hesaba çekeceğim diyerek, son noktayı koymuştur.
 
Rabbimiz bizleri yönetecek kişilerin seçimle başa gelmesini ister ve bizlerin ehil insanları seçerek, adaletle toplumu bu kişilerin yönetmeleri uyarısını yapar. Bu yöneticilere de uymamızı emreder. AMA LÜTFEN UNUTMAYALIM, SEÇTİĞİMİZ BU YÖNETİCİLER BİZLERİ DİN ADINA YÖNETENLER DEĞİLDİR, DEVLETİN BEKASI, DEVAMLILIĞI ADINA YÖNETEN YÖNETİCİLERDİR. Elbette yöneticinin görevi toplumu adaletle ve özgürce yöneterek, onların inançlarına karışmadan, baskı yapmadan imtihanlarını yerine getirmelerine yardımcı olmalıdır. Seçilen bu yöneticiler, toplumun inançlarına aykırı kanunlar çıkarmamalıdır ama çoğunluğun, azınlığa baskı kurmasına da asla izin vermemelidir. Onun için Allah dinde zorlama yoktur demiştir. 
 
Dini bir lider seçersek, o kişinin vereceği fetvalara da uymamız gerekir. Ama Allah bu konularda bizleri uyarıyor ve emin olmadığınız bilginin ardına düşüp sakın veliler, efendiler edinmeyin. Kimin en doğru yolda gittiğini yalnız ben bilirim der. UYMAMIZ GEREKENİNDE YALNIZ KUR'AN OLDUĞUNU ANLATARAK, ONUN İPİNE SARILMAMIZI EMREDER. Hatta Allah'ın sözünden daha doğru kim vardır diyerek, bu konularda bizleri uyarır. Güvenilecek veliniz yalnız benim der Kur’an. Bu durumda din ve iman adına, Allah'ın Resulünden sonra güvenebileceğimiz hiç kimse yoktur, olamazda. Bizlerin sarılacağı, rehber edineceği, güveneceği tek kitap Kur’an'dır onun açık, muhkem hükümleridir. Hatasız insan olmaz.  EN ÖNEMLİSİ ALLAH RESULÜNÜ, SÜREKLİ KONTROL ALTINDA TUTUYOR, İZLETİYOR EN KÜÇÜK BİR HATASINDA İKAZ EDİYORDU. BİZLER EĞER ARAMIZDAN BİRİSİNİ, KUŞKU DUYMADAN DİNİ LİDER HALİFE SEÇERSEK, ALLAH İLE ALDATILMAKTAN ASLA KURTULAMAYIZ. ÇOK YAKIN ZAMANDA BUNUN ACI ÖRNEĞİNİ GÖRDÜK, KENDİSİNE İNANAN VE GÜVENEN İNSANLARI, NASIL VATANINA, DİN KARDEŞLERİNE DÜŞMAN YAPTIĞI GERÇEĞİNİ, LÜTFEN UNUTMAYALIMONUN İÇİNDİR Kİ, DİN ADINA EN SON LİDERİMİZ ALLAH'IN RESULÜ HZ. MUHAMMED , UYACAĞIMIZ KİTAPTA YALNIZ KUR’AN DIR.
 
İslam'a sokulan yanlış bir inançta, MEHDİLİK inancıdır. Kur’an asla böyle bir kişinin geleceğinden, İslam toplumlarına liderlik yapacağından bahsetmez. KUR’AN BEKLEMEYİ DEĞİL, O ANI EN DOĞRU YAŞAMAMIZI DEĞERLENDİRMEMİZİ, ÇABA GÖSTERMEMİZİ İSTER BİZLERDEN. Birilerinin kurtarıcı olarak beklenmesi, insanlar arasında çaba gösterilmeden bir başkasından medet umması, Kur’an'a aykırı bir düşüncedir. Kur’an birlik ve beraberlik içinde olmamızı ister bizlerden. Ali İmran 103. ayetinde, Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın der bizlere. Din ve iman adına, velilerin, efendilerin, şeyh ve gavsların ardından değil, Kur’an'ın ardından gitmemizin uyarısını yapar. DİN DE LİDERLİK, ALLAH'IN RESULÜNÜN VEFATINDAN SONRA SONA ERMİŞTİR.
 
Günümüzde böyle bir makamın, oluşturulmaya çalışıldığı izlenimleri vardır. BUNLAR TOPLUMU İSTEDİKLERİ GİBİ YÖNETMEYE ÇALIŞANLARIN, MÜSLÜMANLARA KURDUĞU BÜYÜK BİR TUZAKTIR. LÜTFEN BU TUZAĞA DÜŞMEYELİM.  Din adına liderlik, halifelik, mehdilik yapacak bir kişinin olabileceğini düşünmek hatadır. Geçmiş yıllarda oluşturulmuş bu makamlar, ne yazık ki İslam'ı böldüğü gibi, birbirlerine düşmanlığı da körüklemiştir. Bizlerin yapması gereken, Allah'ın vermediği bir yetki yaratıp, Resulüne vekillik yapmaya çalışmak yerine, Allah'ın Resulünün bizlere tebliğ ettiği, emanet bıraktığı Kur’an'ın çevresinde birleşmek olmalıdır. Bunu başarabildiğimiz ölçüde, İslam'a faydamız dokunacaktır. Aksi halde birbirimize düşmanlığımız çok daha fazla artacak ve Müslüman'ın Müslüman'ı öldürdü günler hiç eksik olmayacaktır. Unutmayalım lütfen, dinde lider aramaya kalkarsak, her mezhep, her cemaat, tarikat kendi içinden lider seçmek isteyecektir. Buda dinde karmaşa yaratır.
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
 

https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nahl Suresi 98. Ayet. Kovulmuş Şeytandan, Allah'a Sığınırım. "Her Müslümanın Dikkatle Okuyup Düşünmesi Gereken Bir Ayet."

Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim ayet, Nahl suresi 98. ayet olacaktır. Bu ayet öne sürülerek, Kur’an okumaya başlarken Allah,  EÛZÜBİLLÂHİMİNEŞŞEYTÂNİRRACÎM” , diye okumaya başlayın, emri veriyor diye anlatılır. Bu ayetin gerçek uyarısını, İslam toplumundan gizledikleri için, ne yazık ki Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Allah’ın ikazını yerine getirmediğimizden her okuyan yanlış anlıyor, neden mi? Her şeyin bir kuralı var, Kur’an’ı okumanın da elbette bir kuralı olmalı değil mi? Makalemi lütfen sonuna kadar okuyunuz. Gelin bu konu üzerinde önce ayeti yazalım, daha sonrada birlikte düşünelim. Nahl 98:   ŞİMDİ KUR’ÂN OKUMAK İSTEDİĞİN ZAMAN, ÖNCE O KOVULMUŞ ŞEYTANDAN ALLAH’A SIĞIN.  (Elmalı meali) Önce ayeti lütfen doğru anlayalım. Sizce Allah bu ayette, Kur’an’ı okumaya başlamadan önce, Eûzübillâhimineşşeytânirracîm” Yani, kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım, diye başlayarak okuyun emrini mi veriyor? Bizler ne yazı...

Allah’ın Resulüne Verdiği Görev Yetki Ve Sorumluluk.

Bugün sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, İslam toplumunun hala farkında olmadığı ve onun içindir ki, Allah ile aldatanların tuzağına rahatlıkla düşütüğü bir konu üzerinde düşünmenizi rica ediyorum. Sizce Allah Resulüne, nasıl bir görev verip yetkilendirmiştir? Şöyle demiş olabilir mi, Resulüm ben sana Kur'an'da ana başlıkları indiriyorum, detayına girmeden gönderiyorum. Sen kullarıma ayetlerimi açıklayıp, nasıl hayata geçireceklerini anlatırsın diyor olabilir mi? Yada şöylemi diyor. Sana verdiğim görevin tanımını izahını yapıyorum, sakın sana indirdiğimin sınırlarını aşma. Senin görevin sadece tebliğ etmek ve toplumu sana verdiğim ilim ve bilgelikle ikna edip, Kur'an'a davet etmektir mi diyor? Bu konuya geçmeden önce, Allah'ın Resulünün Kur’an'ı daha rahat tebliğ edebilmesi, sözlerinin dinlenmesi için, bakın Resulüne kesinlikle itaat edilmesini nasıl emrediyor.    Ali İmran 32:   ŞUNU DA SÖYLE: “ALLAH’A VE RESULE İTAAT EDİN.”EĞ...

Kur'an’da Geçen Nebi Resul Kavramaları Ne Anlama Geliyor.

Kur’an'da Nebi ve Resul kavramları çok geçer. Bu kelimelerin anlamları konusunda, birçok görüşler ileri sürenler vardır. Hatta Kur’an'da geçen Nebi ve Resul kelimelerinin ortak ismi olduğu söylenen, ayetler tercüme edilirken Arapça olmayan Farsça olan, Peygamber olarak genelde tercüme edildiğini görürüz. Bu kelimenin aslında bizlerin dilinde, alışkanlık haline de geldiğini söylemeliyim, buna bende dâhilim.  Peygamber haber getiren anlamındadır, ama Nebinin anlamı çok farklıdır.  Öyle ayetler var ki,  NEBİ ve RESUL  kelimesine peygamber der geçersek, ayetlerin anlamlarında farklılaşma olduğu gibi, ayetler arasında da çelişkiler yaratırız. Ayrıca ayetin özellikle bizlere vermek istediğini de anlayamayız. Yoksa normal konuşma esnasında, peygamber dendiğinde hepimiz kimden bahsedildiğini biliyoruz, burada bir sorun olmuyor. Belki de kolayımıza da geliyor diyebiliriz.  Allah aynı ayette bazen, her iki kelimeyi de kullanıyor. Eğer bu iki kelime aynı anlama gelseydi, ...