Ana içeriğe atla

Dualarımızda Geçen Âmin Sözcüğünün Ana Kaynağı.




Biz Müslümanlarda okuma, araştırma ve sorgulama özelliği çok fazla gelişmediği için, din adına anlatılanları ve öğretilenleri de hiç sorgulamadan hayatımıza geçiriyoruz. Onun içinde büyük hatalar yapmamız kaçınılmaz oluyor. Bugün, üzerinde belki de hiç düşünmediğimiz ve araştırmadığımız bir konu üzerinde, sizleri düşünmeye davet etmek istiyorum. Bizler dualarımızın, yada olmasını istediğimiz bir şeyin, Allah’tan isteğimizin bir onayı anlamında kullandığımız, AMİN kelimesi üzerinde olacak.

BİLİYOR MUSUNUZ BİLMİYORUM AMA ÂMÎN SÖZCÜĞÜ KUR’AN’DA BU ŞEKLİYLE KULLANDIĞIMIZ ANLAMDA, YANİ KABUL ET ALLAH’IM ANLAMINDA HİÇ GEÇMEZ. Bu kelimenin Kur’an’da geçmediğini gönül rahatlığıyla söyledikleri halde, bakın bu kelimeye delil, kanıt nereden buluyorlar her zaman yaptıkları gibi. Din işleri yüksek kurulunun bu konu ile ilgili yazdığı bir bölümü sizlere yazmak istiyorum, bakın AMİN kelimesine delil ve kanıt neler gösteriliyor.  “Âmîn”, Yüce Allah’ın kabul etmesini temenni etmek amacıyla duanın sonunda söylenen sözdür. Hz. Peygamber (s.a.s.), duanın sonunda “âmîn” denilmesini tavsiye etmiştir (Buhârî, Ezân, 111 [780]; Müslim, Salât, 72-75 [410]) Hanefî mezhebine göre Fâtiha’nın sonunda “âmîn”in gizli söylenilmesi sünnettir. Bu konuda imam, cemaat ve yalnız başına kılanlar arasında fark yoktur (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/493). Şâfiî mezhebine göre ise “âmîn”, açık kıraatli namazlarda açıktan, gizli kıraatli namazlarda gizlice söylenir (Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1/139-140).  “

Çok ilginç değil mi sizce, Kur’an’dan delil kanıt yok ama rivayetlerden ve sünnet adını verdikleri kanıtlarda bolca var. Dualardan sonra “âmin” deme uygulaması, sünnetle sabittir diyenlere, içimiz rahat inanabiliyoruz. Her nedense Allah’ın sünnetinde yok. İslam dininin yalnız Kur’an ile yaşanması engellenerek, Allah’ın sünnetinin dışında beşeri sünnetlerle delil kanıt yaratarak, İslam dininin içi rahatlıkla istedikleri gibi batıl inançlarla dolduruldu. Halbuki Allah yalnız Kur’an’ın ipine sarılın, ondan sorumlusunuz dememiş miydi? Bizler için ana kaynak ve referans Kur’an’dır. Onun öğretisi ile özellikle İmanımızı yaşamaya, inancımızı şekillendirmeye özen gösteririz. Bizler âmin kelimesini, KABUL ET ALLAH’IM anlamında kullanırız. Ama bu kelime Kur’an literatüründe bu anlamda hiç geçmediği halde, bizlerin diline nereden girmiştir diye şöyle bir araştırdığınızda, HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ YAHUDİLER KARŞIMIZA ÇIKAR. Yahudiler, Hıristiyanların ve biz Müslümanların içine kendi inanç ve itikatlarını öyle sokmuşlardır ki, bugün ne Hıristiyanlar nede biz Müslümanlar, Yahudilerin inancımıza soktuğu hurafe ve batılı istesek de inançlarımızdan çıkaramaz durumuna geldik. Çok ilginçtir, Yahudilerde, Hıristiyanlarda ve biz Müslümanlar da, bu kelime dini konularda, hatta aynı anlamda çok sık kullanılır. Amin yada amen gibi. Halbuki dualarımızın sonunda, ne söylememiz gerektiğini Rabbimiz Kur’an’da örneğini vermiş ama bizler neden kullanmıyoruz?  “TEKABBEL DU’”

ÂMİN SÖZCÜĞÜ, KUR’AN’DA KULLANDIĞIMIZ ANLAMINDA GEÇMEDİĞİ HALDE, YAHUDİLERİN BUGÜN ELLERİNDEKİ TEVRAT’TA, HIRİSTİYANLARIN TAHRİF OLMUŞ ELLERİNDEKİ İNCİLLERİNDE GEÇER. Tabi orijinallerinde olduğunu sanmıyorum, olsaydı Kur’an’da da geçerdi. Peki, neden kendimize hiç sormuyoruz, neden Kur’an’da kullandığımız anlamda hiç geçmediği halde, bizler özellikle bu kelimeyi benimseyip kullanmışız, hatta namazda ayetin sonuna bile olmadığı halde bizler ilave etmişiz. Sanırım düşündürücü olan bu kısmı. Bu kelimeyi Yahudiler, antik çağdan beri dualarının sonunda kullanırlarmış. Bu kelimenin nereden geldiği konusunda anlatılan öyle bir rivayet var ki, doğrusu kafanızı iyice karıştırmamak için, ondan bahsetmek istemiyorum. Amacımız kafa karıştırmak değil sorgulayarak, araştırarak inancımızı yaşamaktır.

Bu kelime Hz. İsa döneminde değil, çok daha sonraları Hıristiyanlığa girdiği anlaşılıyor. Âmin kavramının kullanımı, Hristiyan azizlerinden Şehit Justinus un zamanında kullanılmaya başlandığı, özellikle vaftiz törenlerinde kullanıldığı bilgisi geçer kayıtlarda.  Peki, Müslüman toplumlar bu anlamda ÂMİN kelimesiyle ne zaman tanışmışlardır desek, nasıl bir cevap alırız. Kur’an’da bu kelime amin şeklinde değil, İBRAHİM SURESİ 35, ANKEBUT 67, KASAS 57. AYETLERİNDE  ÂMİNEN DİYE GEÇER BU KELİME. GÜVENİLİR, GÜVENLİ ANLAMINDADIR. AHKAF SURESİ 17, ARAF 64 AYETLERİNDE DE AYNI KELİME GÜVENLİK GEREKTİREN OLUMSUZ ANLAMINDA, ÂMİN DİYE GEÇER. Ama bizim kullandığımız anlamda, yani kabul et Allah’ım anlamında, asla hiç geçmediğine göre, Allah’ın Elçisinin bu kelimeyi günümüzde kullandığımız anlamda kullandığını söylememiz ona iftiradır, asla doğru olmaz. Bu kelimeyle Müslüman toplumun, Allah’ın Elçisinin vefatından, yaklaşık 250–300 yıl sonra ortaya çıkan hadislerle, toplumun inancına girdiği rivayet ediliyor. Kendimize şu soruyu sormamız gerekmez mi, Resulün vefatından yaklaşık 300 yıl sonra hadis kitaplarına geçen bu kelime, daha önceki toplumlarda uzun bir zaman kullanılmadı da, araştırmalarla hadis kitaplarına geçince mi kullanılmaya başlandı? Allah’ın Resulüne iftira atmak istemeyen yalnız Kur’an’a sarılır. Çünkü Allah’ın Resulü, BEN SİZLERİ YALNIZ KUR’AN İLE UYARDIM DİYOR. Kime güveneceğiniz, inanacağınız size kalmış.

Hadis konusu onun içindir ki, çok dikkatli olmamız gereken bir konudur. Dikkatli olmadığımız takdirde, İslam’a rahatlıkla fitne-fesat, batıl sokulabilecek bir kapıdır. Allah’ın Elçisi sağlığında, onun için Kur’an dışından hadis naklini yasaklamıştır. Bu yasak, dört halife devrinde de titizlikle devam etmiştir. İslam toplumunda ÂMİN kelimesi, öyle çok dilimizdedir ki, neredeyse her konuda kullanırız. Buna bende daha önce dâhildim, itiraf ediyorum. Peki, bu sözcük bizlere nasıl ve hangi yöntemle girmiştir? Vereceğim örnekten, hadis naklinin ne derece toplum içinde etkili olduğunu ve bu konuda nasıl dikkatli olmamız gerektiğine, güzel bir örnek olduğuna inanıyorum. 

Ebu Hureyre radıyallâhu anh anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İMAM ÂMİN DEYİNCE SİZ DE ÂMİN DEYİN. ZİRA KİMİN ÂMİNİ MELEKLERİN ÂMİNİNE TEVAFUK EDERSE GEÇMİŞ GÜNAHLARI AFFEDİLİR.” İbn Şihâb der ki: “RESULULLAH ALEYHİSSALÂTU VESSELÂM ÂMÎN DERDİ.” (Buhârî Ezân 112; Müslim, Salât 72, (410); Muvatta, Salât 44, (1, 87); Ebu Dâvud, Salât 172; Tirmizî, Salât 185; Nesâî, İftitah 34, 35; İbn Mâce İkâmet 14).

Bugün İslam toplumunun, ÂMİN kelimesini  bu anlamda kullanmasındaki en büyük etken, bu rivayet edilen hadis. DÜŞÜNEBİLİYOR MUSUNUZ,  TEK KANIT BU RİVAYET KUR’AN DEĞİL.  Hatta Allah’ın Resulünün, AMİN DEMENİN duanın mührüdür dediğini bile, bu topluma kabul ettirmişlerdir. Hatırlatırım Allah bizleri, Kur’an’dan sorumlu tutacağına hükmediyor. Allah’ın Resulünün de, âmin dediği rivayet ediliyor. Bu bilgi doğru olabilir mi? Ne yazık ki İslam dininde kanıtlarımız, delilimiz Kur’an olmayınca, işin ucunun nerelere varacağı da hesap edilemiyor. Lütfen şunu unutmayalım, Allah’ın elçisi yalnız Kur’an’ı yaşamına geçirmiş, yalnız Kur’an’ı referans almış ve yalnız Kur’an’ı tebliğ ettiğini yine Kur’an söylüyor. Sizce Kur’an’da tek kelime bile kullandığımız anlamda geçmeyen bir sözü, Allah’ın Elçisi bu anlamda kullanmış olabileceğine ve namazda bizzat ayetin sonunda kullanacağına, ihtimal veriyor musunuz? Karar sizin, imtihan sizin imtihanınız.

Ben buna ihtimal vermiyorum, peki neden? Çünkü Allah’ın Elçisi ÜMMİYDİ, yani o günkü toplumun hurafe ve batıl batağına batmış, Ehli kitaba tabi değildi. Ümmi kelimesinin Kur’an’da anlatılan anlamı, Ehli kitaba tabi olmayan toplum anlamındadır. Tabi bunu da işlerine gelmediği için topluma, okuma yazma bilmeyen anlamında olduğunu anlatmışlardır. Bu durumda Allah’ın Elçisi, Allah’ın tebliğ ettiği Kur’an’da, bu anlamda tek kelime bile geçmeyen ÂMÎN kelimesini, Yahudilerden ve Hıristiyanlardan esinlenerek, Allah’ın Elçisinin kullanmış olması mümkün değildir. Doğrusunu Rabbimiz bilir.

Tüm bunları yazdıktan sonra, bu konudaki düşüncemi de yazmak isterim. Gerçekten de bizler, buna benzer o kadar çok konuyu sorgulamadan kabul ediyoruz ki, bu konu diğerlerinin yanında biraz basit kalır. Allah niyetlerimize göre değerlendirme yapacağını, asıl olan iyi niyetle hareket etmek olduğunu anlatır. Ama araştırmamızı ve düşünmemizi de elbette, özellikle bizlerden ister. Müslüman toplumlar olarak bizler, ÂMİN kelimesini, KABUL ET RABBİMİZ anlamında kullanırız. Bu kelimenin geçmişini bilmeden, düşünmeden dilimize bu anlamda girmiştir. Tertemiz kalbimizle Rabbimize dualarımızın kabulünü dileriz. Bu kelimeyi  bilmeden kullandığımız için, günaha girdiğimizi ben şahsım adına düşünmüyorum. Tabi bilinçlendikten sonra bu kelime yerine inşallah, Allah’ın izniyle  ve benzeri, Allah’ın takdirini belirten sözler kullanmamız, çok daha doğru olur. Tekrar etmek istiyorum Allah, bizlerin duasının kabulü için söylememiz gereken örneği de Kur’an’da, İbrahim suresi 40. ayette “TEKABBEL DU’” YANİ, DUAMI KABUL ET ÖRNEĞİNİ VERMİŞTİR. BİZLER ACABA AYETTE GEÇEN, BU ÖRNEĞİ NEDEN KULLANMIYORUZ DA, HİÇ BAHSEDİLMEYEN BİR SÖZCÜĞÜ KULLANIYORUZ? Sorgulama bilincini geliştirmediğimiz sürece, nasıl yanlış bilgileri din diye yaşadığımızın da farkında olamayız.

Ancak beni tedirgin eden ve yine bana göre bu kelimeyi kesinlikle kullanmamamız gereken bir yer var ki, oda namazlarımızda, Fatiha suresinden sonra, ayette hiç geçmediği halde, hep birlikte yüksek sesle ÂMİN dememizdir. Namaz Allah’ın huzuruna durduğumuz bir andır ki, onun huzurunda çok daha dikkatli ve ne söylediğimizin çok daha bilincinde olmamızın, daha titiz davranmamızın gerektiği bir andır. Bu konuda, daha fazla yorum yapmak istemiyorum. Bu konuyu gündeme getirmemdeki amacım, birileri bizleri din adına yüzlerce yıldır kendi menfaatleri, inançları adına kullanıyor. Allah emretmediği halde, bizleri bunlarda Kur’an’dan dır, dinin emridir diyerek, Allah’ın yolundan uzaklaştırıyor. Bunun farkına varılması adınadır bütün çabam. Şunu da söylemek isterim. Bende bir insanım ve her zaman hata yapabilirim. Önemli olan elde Kur’an gerçeklerin arayışında olmak ve hatalarımızı gördüğümüz fark ettiğimiz anda, doğrusuyla değiştirmek olmalıdır. 

Artık bizlerin sorgulayarak, Kur’an’ın sınırlarının dışına çıkmadan, İslam’ı bilinçli yaşamamızın, her konuda sorgulayabilen toplumlar olmamızın, zamanının geldiğine dikkat çekmektir amacım. DİLERİM GERÇEKLERİN FARKINDA OLAN, KUR’AN IŞIĞI İLE AYDINLANAN, GÖNÜL GÖZLERİ AÇIK, ALLAH’IN AZINLIK HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ.

Saygılarımla

Haluk GÜMÜŞTABAK

https://kuranadavet1.wordpress.com/

https://twitter.com/KURANA_DAVET

http://www.hakyolkuran.com/

https://www.facebook.com/Kuranadavet1/

https://hakyolkuran1.blogspot.com/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İslam’ı Yaşarken Kaynak, Rehber Tek Kur’an Olmayınca, Sonuçta Böyle Olur.

  Biz Müslümanları Kur’an’dan o kadar uzaklaştırdılar ki, Allah’ın dini İslam diye yaşadıklarımızı, zerre kadar Kur’an’dan sorgulamıyoruz. TABİ NASIL SORGULAYACAĞIZ AKIL VE MANTIĞIMIZLA, DUYGULARIMIZLA NEFSİMİZLE ASLA DEĞİL. Eğer akıl ve mantık devre dışı kalmışsa, nefislerimizin inanılmaz etkisinde kalırız. Yusuf suresi 53. Ayetinde Allah, nefsimiz konusunda bizleri nasıl uyarıyordu? “ YİNE DE BEN NEFSİMİ TEMİZE ÇIKARMIYORUM. ÇÜNKÜ NEFİS, RABBİMİN ACIYIP KORUMASI DIŞINDA, DAİMA KÖTÜLÜĞÜ EMREDER. ŞÜPHESİZ RABBİM ÇOK BAĞIŞLAYANDIR, ÇOK MERHAMET EDENDİR.” Tek bir kitaba sadık kalan, neyi aradığını bilir. Kitaplar çoğaldıkça, yollar çatallanır ve insan nerede duracağını kestiremez . Yolu bulmak için tek bir rehber yeterlidir; pusulanın birden fazla kuzeyi gösterdiğini düşünün, o zaman sadece daireler çizersiniz . Onun için Allah, bizlerin yalnız Kur’an’ın ipine sarılmamızı emrediyor. Samimiyetinden şüphe etmediğim bir arkadaşımız, benim yazıma bakın nasıl bir cevap vermiş. “KÖTÜ NİY...

Kasas Suresi 53-54-55-56. Ayetlerden, Alacağımız Dersler.

  Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenizi istediğim çok önemli bir ayet var. Bu ayet günümüz Müslümanlarının genel çoğunluğunun, hayatlarına geçiremediği ama geçirmiş zannettiği bir ayet. Eğer bizler sorumlu olduğumuz Kur’an dışına çıkıyor ve imanımızı Allah’ın sınırları dışında yaşıyorsak, ALLAH BU SÖZLERE BOŞ SÖZLER DİYOR. Çünkü bakara 147. ayetinde Allah; Gerçek, Hak olan Rabbinden gelendir; o halde sakın şüpheye düşenlerden olma!” diyerek bizleri uyarıyor. Konumuzla ilgili ayeti hatırlayalım. Kasas 55: ONLAR, BOŞ SÖZ DUYDUKLARI ZAMAN ONDAN YÜZ ÇEVİRİP “BİZİM İŞLERİMİZ BİZE, SİZİN İŞLERİNİZ SİZE. SİZE SELAM OLSUN! BİZ, CAHİLLERE İTİBAR ETMEYİZ!” DER GEÇERLER. (Mehmet Okuyan) Bu ayetin bizleri uyardığı konuyu bir cümleyle özetlemek gerekirse; SORUMLU OLDUĞUMUZ HAK OLAN KUR’AN’IN, YANİ ARI-DURU ALLAH’IN YOLUNA ODAKLANMAMIZ GEREKTİĞİ UYARISI YAPILIYOR .   Başkalarının ne dediğine, hakkımızda ne düşündüğüne veya bizi nasıl sabote etmeye çalıştığına takılmadan, kendi in...

Nahl Suresi 116. Ayetin Uyarılarını Duymazdan Gelirsek, Ellerimizle Kendi Kazdığımız Bataklığa Düşeriz.

  Bu makalemde sizlere hatırlatmak istediğim, çok önemli bir ayet var. Bu ayet aslında üzerinde düşündüğümüzde, din adına yaşayacağımız her şeyin hükmünü, yalnız Allah’ın bizzat Kur’an’da açıkladığını bizlere bildirdiğini ve uyardığını çok açık görebilirsiniz, taki aklımızı kullanıp ayetler üzerinde düşündüğümüzde. Yeter ki bizler atalarımızın batıl mezhep inançlarının etkisinde kalmayalım. Gelin birlikte Nahl suresi 116. Ayette Rabbimiz, bizleri hangi konularda uyarıyor ve ikaz ediyor ona bakalım. Nahl 116: DİLLERİNİZ YALANA ALIŞAGELDİĞİNDEN DOLAYI, ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURMAK İÇİN, “ŞU HELÂLDİR”, “ŞU HARAMDIR” DEMEYİN. ŞÜPHESİZ, ALLAH’A KARŞI YALAN UYDURANLAR, KURTULUŞA EREMEZLER. (Diyanet meali) Allah’a koşulsuz iman ettiğini söyleyen bir Müslüman, bu ayetten çok açık bir şekilde helal ve haram yani HÜKÜM koyma yetkisinin, yalnız Allah’ın kendisinde olduğunu biz kullarına bildirdiğini görecektir. Peki, bizler ayette geçen helal ve haram kelimelerinden ne anlamalıyız? İslam d...